Bunca yıldır bu ülkeyi yöneten insanlar, birilerince bir biçimde sürekli yerden yere vurulurken, kimi hiç hak etmedikleri ölçüde baş tacı edilirken, kimi de baş tacı edilmeleri gerekirken yerin dibine batırıldı. Atatürk'ü bu değerlendirmelerin...

Bunca yıldır bu ülkeyi yöneten insanlar, birilerince bir biçimde sürekli yerden yere vurulurken, kimi hiç hak etmedikleri ölçüde baş tacı edilirken, kimi de baş tacı edilmeleri gerekirken yerin dibine batırıldı.
Atatürk’ü bu değerlendirmelerin dışında tutarsak, İnönü, Bayar, Menderes, Demirel, Ecevit, Türkeş, Erbakan, Özal, Çiller, Yılmaz ve Baykal gibi siyasi liderlerin bazıları kimilerince kahraman, kimilerince hain ilan edildi. Bunun ortasında yer alan bir lider yok gibi bir şey!
***
Herkes, bu ülkeyi ve bu ülke insanını çok sevdiği iddiasında!
Bu sevgi öylesine hamasi bir noktaya taşınıyor ki, hepimiz kendimizi vatan ve milletsever görürken, herkesi de hain gibi görme saçmalığı içine giriyoruz.
‘En güzeli ve en doğruyu ben bilirim’ demenin aymazlığında, bu ülkeye en büyük kötülüğü yaptığımızın farkında bile değiliz.
Ülke insanı her anlamda öylesine kutuplaştı ki, bu kutuplaşmanın körlüğünde, doğru ile yanlışın, güzelle çirkinin farkına bile varamıyoruz.
***
Aslında gençliğimizde biz de, bu körlük yüzünden, karanlık dehlizlerde dolaşıp dururken, Donkişot gibi yel değirmenleriyle savaşmaya kalkıp, anlamsız ve çok yanlış güzergahlarda dört nala koşuştururken, papağanlar gibi ezberimizdeki, soyut kavramlar ve sloganları seslendirirken, bülbüller gibi şakıdığımızı sanmanın aymazlığında, vatanı ve milleti kurtarmaya çalıştığımıza yürekten inanırken, farklı güzergahlarda aynı duygular içinde koşuşturanları da hain olarak görüyorduk.
***
Son yıllarda, her alanda bu ülkeyi kurtarma adına yola çıkan bir sürü yapılanma var. Hangi yolda yürüdükleri de belli değil.
Çoğu yürümüş olmak için yürüyor, kimi de bu ülkeyi kurtarma adına yola çıkmış olmak için bir yapı içinde yer alıp, belli bir mensubiyet duygusu içinde o hareketin bir parçası olup çıkıyor.
Bu yapılanmalar, başta siyasi partiler, sendikalar, odalar ve dernekler.
Bu derneklerden birisi de Greenpeace.
Uluslararası bir güce dönen bu yapı hakkında bir sürü olumsuzluktan söz edilmekte.
***
Bu iddiaların ne kadarının doğru ne kadarı yanlış olduğunu inanın bilmiyorum ama yine de bu örgütün eylemlerine baktığımda hiç de tutarlı ve gerçekçi bir çevrecilik anlayışına sahip olduğuna bir türlü inanamıyorum.
İşin çok daha vahim yanı, bazı sektörlerin ya da büyük holdinglerin kendi aralarındaki rekabette, bu örgütün çok anlamlı işlevler yerine getirdiği iddiaları da insanı ister istemez ürkütmekte.
İnşallah bu iddialar doğru değildir!
***
Hele, hele Akkuyu Nükleer Santrali yapıldığında Alanya turizminin biteceğinden söz edip, santralin tehlikelerini bir bir sıralayıp, dünyadaki santrallerin de kapatılma aşamasında olduğu söylenince, artık bu örgüte güvenim kalmadı.
Dünya nükleer enerjiye yelken açmışken, biz hala rüzgar ve güneş enerjisinin nostaljisinin romantizminde koşuşturup duruyoruz.
Sanırım geçmişte hattatlar, matbaaya da benzer şekilde karşı çıkılmışlardı!
Çok gerilere gitmeye gerek yok.
Ülke genelinde saatlerce elektrik kesintisine gidiliyordu.
Yeterli enerjisi olmayan bir ülkenin sanayileşerek kalkınması, insanlarının mutlu olması mümkün mü?