Antalya'nın Aksu ilçesi sınırlarında yer alan ve Pamfilya Bölgesi'ne başkentlik yapan Perge Antik Kenti'nde, 1946 yılından bu yana aralıksız sürdürülen kazı çalışmaları tarihi aydınlatmaya devam ediyor. İstanbul Üniversitesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı ve eski Perge Kazı Başkanı Prof. Dr. Sedef Çokay Kepçe'nin aktardığı bilgilere göre, milattan önce 5 bin 500 yılına kadar uzanan kent, Anadolu'nun en düzenli Roma yerleşimi olarak öne çıkıyor.
Büyük İskender'in savaşmadan ele geçirdiği ve Hristiyanlık için önemli bir merkez olan kentin en büyük avantajı, milattan sonra 10'uncu yüzyıldan itibaren yeni bir yerleşime sahne olmaması. Bu durum, antik yapıların ve eserlerin bozulmadan günümüze ulaşmasını sağlıyor.
PERGE'NİN MİMARİSİNİ KADINLAR MI ŞEKİLLENDİRDİ?
Helenistik ve Roma dönemlerinde parlak çağlarını yaşayan kentte, özellikle hayırsever kadınların imar faaliyetleri dikkat çekiyor. İmparator Hadrianus döneminde Plancia Magna isimli kadın, kentin eski ve köklü geçmişini vurgulamak amacıyla avlulara Troya Savaşı kahramanlarının heykellerini yerleştirdi. Benzer şekilde, Güney Hamamı'nın önündeki anıtsal çeşmelerde de bir diğer hayırsever Aurelia Paulina'nın izleri bulunuyor.
AZİZ PAVLUS'UN İZLERİ NEDEN BULUNAMIYOR?
Beşinci yüzyıldan sonra bir metropol haline gelen Perge, Aziz Pavlus'un vaaz verdiği bir güzergah olarak biliniyor. Antik kentte yedi kilise ve bir piskoposluk sarayı saptanmasına rağmen, uzmanlar Aziz Pavlus'a doğrudan işaret eden spesifik bir mimari kalıntıya henüz ulaşılamadığını bildiriyor.
DÜNYADA EŞİ OLMAYAN CAM ÜRETİM TESİSİ NASIL BULUNDU?
Arkeolojik kazıların en çarpıcı sonuçlarından biri, antik çağda camın eritildiği, biçimlendirildiği ve tavlandığı çoklu fırın sistemlerinin bir arada bulunması oldu. Arkeoloji literatürü incelendiğinde, dünyada sağlam kalmış başka bir örneğine rastlanmayan bu entegre cam üretim tesisi, Perge'nin sadece idari bir başkent değil, aynı zamanda döneminin en ileri endüstriyel merkezlerinden biri olduğunu kanıtlıyor. Ayrıca kentin kaldırımlarının mozaiklerle kaplı olduğu ve bu mozaiklerin korunması için meteorolojik sensörler kullanılarak özel örtü sistemleri araştırıldığı ifade ediliyor.
190 ANTİK HEYKEL NASIL SAĞLAM KALDI?
Kentin 10'uncu yüzyıldan sonra terk edilmesi, günümüze çok zengin bir heykel koleksiyonunun ulaşmasına zemin hazırladı. Bugüne kadar kazılarda 190 civarında heykelin bulunduğunu açıklayan Prof. Dr. Kepçe, eserlerin yıkıldığı haliyle toprak altında kalarak tahrip olmaktan kurtulduğunu aktardı.
Öte yandan, kentin caddelerinde yer alan antik yazıtlar ve grafitiler, Pergelilerin şehirleriyle duydukları gururu ve İmparator Tacitus onuruna düzenlenen spor müsabakalarını günümüze taşıyor. Kestros (Aksu) Nehri'nden beslenen mühendislik harikası antik havuz ve kanal sistemi ise, tarımsal sulama ile kentsel su ihtiyacının antik çağda nasıl entegre çözüldüğünü gösteriyor.





