Doğanın doğal dengesi acımasızlık üzerine kurulmuş. Bütün canlılar, birbirlerini yiyerek hayatiyetlerini devam ettiriyorlar. 'Böyle bir durumda denge nasıl kuruluyor?” diye soracak olursanız, güçsüzlerin sayısının çok, güçlülerin...
Doğanın doğal dengesi acımasızlık üzerine kurulmuş.Bütün canlılar, birbirlerini yiyerek hayatiyetlerini devam ettiriyorlar.“Böyle bir durumda denge nasıl kuruluyor?” diye soracak olursanız, güçsüzlerin sayısının çok, güçlülerin sayısının da sınırlı olması sayesinde sirkülasyon devam edip gidiyor.Yani, yenenler çok fazla, yiyenlerse sınırlı sayıda.Büyük balıkların sayısının az, küçük balıkların sayısının fazla olması gibi!Yaradan, her canlıya kendine uygun düşen bir silah vermiş.Kimine güçlü pençe, kimine kesici dişler, kimine de zehir.İnsana da akıl vermiş.İnsanoğlu aklıyla bütün canlıları alt etme becerisini kazanmış.İşte böylesine acımasızlıklarla dolu bir dünyada, adalet aramak, abesle iştigal etmek anlamına mı geliyor?Belgeselleri izliyorsanız doğanın bu acımasızlığını çok daha net bir biçimde görüp, şaşırıp kalıyorsunuz.Belgesellerden birinde, “Doğayı evcilleştiremezsiniz” sloganı sürekli işleniyor.İnsanoğlu, rahat bir hayat sürebilme, ya da kendi gücünü ortaya koyabilme adına, tarih boyunca, bencilliği ve de tatmin olmak bilmeyen oburluğuyla, kendi soyunu da katletmekten çekinmemiştir.Buna karşın, insanların bir kısmı, insanı dolayısıyla da insanlığı evcilleştirmenin özel çabası içine girmiş."Evcilleşiyor muyuz?" diye soracak olursanız.Bana göre giderek abanileşiyoruz.“İnsan olmak” derken neyi kastettiğimizi biliyor muyuz?Kimi düşünürler insanlığın, doğanın doğallığındaki acımasızlık doğrultusunda hareket edilerek, çok daha güçlü kuşakların yaratılabileceğinden söz etmekteler.Onlara göre, insanın yücelişi ancak bu şekilde oluşabilir.Yüce insan derken, evcilleşmiş bir insanlıktan mı, yoksa çok daha acımasızlaşmış, güçlü ve de yabani insanlıktan mı söz ediliyor?Tarih boyunca, demokrasi, özgürlük ve eşitlik kavramlarına dayalı arayışların, hiç bir işe yaramayan yığınların ayakta kalabilmesi için güçlü beyinlerin geri plana itilmesinden başka bir şey olmadığı iddiasında olan düşünürler bile var!İnsanlık “İnsan-doğa” ilişkisinde çok büyük mesafe kat ederek, doğal afetlerin önemli bir bölümüyle baş etmesini becerdi.Beceremeyenler, geri kalmış toplumlar.“İnsan-insan ilişkileri” ise giderek çok daha acımasız bir noktaya taşınıyor.Ortadoğu’daki kan ve gözyaşına baksanıza!Müslüman Müslüman’ı tekbir getirerek asıp kesiyor.Koskoca Osmanlı İmparatorluğu, sırf iktidar hırsı yüzünden yıkılmadı mı?Babaların oğullarını ya da kardeşlerin kardeşlerini katletmesi bir yana, şehzadeler ellerindeki orduyla birbirleriyle savaşmadılar mı?Savaşanlar aynı ülkenin insanlarıydı!Balkan savaşlarını nasıl kaybettiğimizi bir araştırın.Farklı siyasi görüşe sahip komutanlar, savaşan güçlere destek bile vermeme ihaneti içine girdiler.Toplumdaki bu acımasızlık, belki de, hızlı nüfus artışına dayalı, insan popülasyonunu dengelemeye dönük bir önlem olabileceği gibi, insanın doğasından, doğanın da doğallığından kaynaklanan acımasızlığın somut bir yansıması da olabilir!Ne dersiniz?