Doğada adalet diye bir şey yok. Güçlü olan, güçsüzün sırtından geçiniyor. Darvin'in görüşü burada geçerli! Büyük balıklar küçük balıkları, güçlü hayvanlar nasıl güçsüz hayvanları yiyerek hayatlarını sürdürüyorsa,...
Doğada adalet diye bir şey yok.
Güçlü olan, güçsüzün sırtından geçiniyor.
Darvin’in görüşü burada geçerli!
Büyük balıklar küçük balıkları, güçlü hayvanlar nasıl güçsüz hayvanları yiyerek hayatlarını sürdürüyorsa, insanlar da ilk oluşumundan bu yana, güçlülerle güçsüzlerin birbirleriye savaşıyla geçmiş.
Tarihten bu yana toplumsal gelişim ve değişimin dönüm noktalarını teşkil eden, ilkel, köleci, feodal ve sanayi toplumu süreçleri, insan-insan ilişkilerinin ve üretim güçlerinin gelişmesine paralel olarak, üretim ilişkileri ve biçimiyle bugünlere geldik.
Bütün canlılarda, güçlülerin sayısı az, güçsüzlerin sayısı fazladır.
Bu da bir anlamda doğanın doğal dengesini sağlamakta!
Ama insanoğlu aklını kullanarak, güçlüler karşısında güçsüzlerin de belli haklar elde edebilmesi, asgari ölçülerde de olsa, belli hakları edinebilmesi için, bir devlet yapılanması içine girerek, yasalar çerçevesinde bir adalet mekanizması oluşturarak, bunu kurumsallaştırma becerisini göstermiştir.
Yani, güçsüzler, güçlülere karşı bir hukuk oluşturarak, denge kurma başarısını teorik anlamda gerçekleştirmişlerdir.
Bugün 21. yüzyılda bile pratikte adalet tam anlamıyla sağlanabilmiş değil, güçlüler yine güçleriyle, adaleti kendi lehlerine çevirebilmekteler.
Çağdaş ve de demokratik, laik hukuk devletine dayalı bir toplum olma hedefinin yakalanabilmesi için, hukukçuların, hukuku belli bir keyfilik içinde ya da vicdan, cüzdan, güçlü, güçsüz ikilemine düşmeden uygulama noktasına gelmesiyle ancak gerçekleşebilecek.
Türk toplumu henüz, demokrasiyi yeterince özümleyip benimseyebilmiş değil.
Demokrasi bir kültür ve bir yaşam biçimi!
Bizde ise, istisnasız herkes, ülke genelinde ya da yerel yönetimde egemen güç ya da bu gücün bir parçası olmaya odaklanmış durumda.
Parti fanatizminin nedeni de bu.
Herkes bir ayrıcalık elde etmenin peşinde!
Siyasi partilerin, siyasetçilerin ya da siyasi liderlerin başarı ya da başarısızlığına bakan yok.
Varsa da yoksa da, başarılı olsa da olmasa da, benim partim deme saçmalığı içindeyiz.
Her olay ve gelişmede hatta yargılamada, toplum üçe ayrılıyor.
Özellikle de son yıllarda.
Kimi peşinen yargılananları kahraman, kimi de hain ilan etme saçmalığı içinde.
Bu ülkeyi ve bu toplumu düşünen objektif beyinler ise, tüm endişelerine ve de kaygılarına rağmen, yargılamanın sonucunu bekleme olgunluğu içinde hareket ediyorlar.
Bu ayrışma, her alanda kutuplaşan toplumun, hukuku kendi lehine çevirme ve gücü ele geçirme ilkelliğinden başka bir şey değil.
Suç işlemek, kötülük yapmak, yasa dışı belli bir ilişkiler içine girmek insana mahsus.
Her kurumdan ve her meslekten insan suç işleyebilir.
Bu, kamu görevlisi, asker, polis, yargıç, savcı, öğretmen, amir, memur, esnaf ya da gazeteci olabilir.
Yargılama sonuçlanmadan, yargılananları suçlu ya da suçsuz ilan edenlerin iyi niyetinden ve objektifliğinden söz etmek imkansız.