28 Şubat müdahalesinin diğerlerinden en önemli farkı, Türkiye'nin ekonomik yönden çökmesine neden olan bankaların yağmalanması ve koalisyonların kamu ihalelerini özellikle de kamu kaynaklarını ona buna peşkeş çekerek iktidarda kalma...

28 Şubat müdahalesinin diğerlerinden en önemli farkı, Türkiye’nin ekonomik yönden çökmesine neden olan bankaların yağmalanması ve koalisyonların kamu ihalelerini özellikle de kamu kaynaklarını ona buna peşkeş çekerek iktidarda kalma hırslarının tavan yaptığı bir kaos dönemi olmasıdır.Bu yağmayı, muhtırayı vererek post-modern darbeyi yapan askerler değil, askerleri tahrik eden, gazete sahibi de olan, büyük holding sahipleri ve onların kalemşorları olduğunu bugün çok daha iyi anlıyoruz.Ordunun değil, ordu içinde etkin konumda bulunan bazı beyinlerin, siyasetçileri küçümseyen, kendilerini önemseyerek, bu ülkenin tek sahibi olarak kendilerini görme hastalığının bir sonucu olarak sık sık gündeme gelen darbeler sonucu, bu ülke sürekli geriye gitmiştir.Salt laikliğe odaklanıp demokrasiyi fazla önemsemeyen Milli Görüş çizgisine, özellikle de rahmetli Erbakan’a kuşkuyla bakan, gazeteci ve sıradan vatandaşların, bu müdahaleyi alkışlamalarını yadırgamak mümkün değil!Demokrasiyi benimseyenlerin darbeye gösterdiği tepki ne kadar normal gibi gözükse de, o koşullarda bu tepkiyi verenlerin cesaretini de alkışlamak gerekir.28 Şubat müdahalesini eleştirirken, o tarihte mecliste bulunan siyasi partileri ve peş peşe koalisyonlar kurup sonra da türlü gerekçelerle koalisyonları bozan siyasetçileri özellikle de liderleri, tutarsızlıklarıyla ele alıp, net bir biçimde bu tutarsızlıkları ortaya koyup, eleştirmemiz gerekir. Aslında tüm kesimleri hiç ayrım yapmadan “Al birini vur ötekine” şeklinde bir değerlendirme de yapabiliriz!Özünde tüm kesimlerin “Cambaza bakarken” gözden kaçırdığı, kamu kaynaklarının yağmalanmasıydı.Bu operasyonu, büyük sermaye sahipleri, bu sermaye sahiplerinden medyayı elinde bulunduranlar, ellerindeki medya ile yazar ve çizerleri yönlendirenler, iktidarı alaşağı etmek isteyen muhalefetteki siyasiler, sivil toplum örgütleri ve tüm bu sivil unsurların tahrik ettiği elinde silah bulunan ordu içinde üst kademelerde yer alan askerlerin sahneye koydukları bir oyun olduğunu artık herkesin anlaması ve kavraması gerekir. Bu tür oyunlar salt 28 Şubatta sahneye konmadı. 1960’ta Albaylar cuntasının darbesinde, 1971 ve 12 Eylül 1980 ve sonrasında sürekli, Türkiye’de demokrasi oyunu oynanmış, seçimler göstermelik, iktidarlar bürokratik oligarşinin vesayetinde, sembolik bir parlamento ile bu ülke yönetilmeye çalışılmış, ülkenin tüm kaynakları oraya buraya peşkeş çekilmiştir. Her kademede özellikle de üst kademelerde görev yapan bürokratlardan asker ve sivil unsurların maddi durumları iyi incelenirse, vatan millet Sakarya diyerek kimlerin bu vurgunları vurduğu ortaya çıkar.Bu ülkeye ve bu ülke insanına hizmet etmekten başka bir şey düşünmediklerini iddia eden siyasetçilerin bu iddiaları doğru olsaydı, istisnasız bütün siyasetçilerin darbecilere ve darbelere her koşulda karşı çıkmaları yani kendi egemenlik alanlarına, kendi emirleri altında bulunan devletin memurlarının müdahalelerine karşı durmaları, tepki göstermeleri gerekirdi.Parlamentoyu lav etmeyi, hükümetleri düşürmeyi hedefleyen yapılanmalara ve de çıkışlara, hükümet olmak için yola çıkmış ve milletvekili olmuş kişilerin ve de demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan siyasi partilerin ve liderlerinin, karşı çıkma cesareti göstermelerinden vazgeçtik, destek vermesi ya da alkışlaması kadar saçma ne olabilir ki?Türkiye bu saçmalığı yıllar boyu defalarca yaşadı.Bana göre, belli bir fanatizmi içinde, futbol takımı tutar gibi parti tutarak militanlaşan, bir partiyi ya da lideri tabulaştırarak tapınan ve bununla da övünen beyinlerin de, vatanı ve milleti düşünmekten çok, kendilerini düşündüklerine ve en az, darbeciler ve darbecileri destekleyenler kadar suçlu olduklarına inanıyorum.