ATALARIMIZ 'Anılar yaşlıların bastonudur” demişler. Bugün ben de anılarıma yelken açmaya çalışacağım. Yelkenliyi hangi anıma yönelteceğimi bilmek, oldukça zor. 78 yıllık anılar deposundan hangisiyle kucaklaşacağımı inanın...

ATALARIMIZ

“Anılar yaşlıların bastonudur” demişler.

Bugün ben de anılarıma yelken açmaya çalışacağım.
Yelkenliyi hangi anıma yönelteceğimi bilmek, oldukça zor.
78 yıllık anılar deposundan hangisiyle kucaklaşacağımı inanın bilmiyorum.
21.08.1941 yılında İstanbul’da Haseki Hastanesi'nde doğduğum günden başlamamı herhalde benden bekleyemezsiniz!
Ama Kastamonu’da Aşamaret (İsmailbey) Mahallesi'nde oturduğumuz ahşap evi çok iyi hatırlıyorum.
Bir de, öğrenci şapkası ve koltuğunda kitaplarla hatırladığım Necdet ismindeki gence hayranlık duyduğum yaşlar olsa olsa 4 ya da 5 olabilir!
O gençle, yıllar sonra arkadaş olduk.
Çocukluğumda boyuna postuna hayrandım.
Büyüdüğümde ne kadar yanıldığımı, aynı onun boylarında takılıp kalınca anladım!
Necdet’i genç yaşta kaybettik.
Çalıştığı kurumda tüfekle intihar etti.
Bir gün önce beraberdik.
Benimle yardımcım olarak bir maça çıkacaktı.
Karşılaşmaya iki üç saat kala bir çay bahçesinde dinlenirken, morali bozuktu, bana bir şeyler anlatmak istiyordu.
Bira içmek istedi içirmedim.
"Sana bir şey anlatacağım" dediği sırada masamıza başkaları gelmiş ve maç saatine kadar da yeni gelenlerle gülüp eğlenmiştim.
Maç bitince de ayrıldık.
Ertesi günü olayı duyunca yıkıldım.
Birayı içirmediğim ve onun anlatmak istediklerini dinlemek için maç sonrasında onunla olmayı akıl edemediğim için kahroldum.
Eğer onu dinleyebilmiş olsaydım belki derdine bir çare bulabilirdim diye aklıma geldikçe elli yıla yakın bir süredir üzülüp duruyorum.
Farklı yıllarda da olsa ömrümün on yılına yakınını İstanbul’da, beş yılına yakınını da Kastamonu’nun Taşköprü ilçesinde geçirdim.
Son 26 yılımı Alanya’da.
Hayatıma yön veren, beni ben yapan,
en önemli 40 yıla yakınını da Kastamonu’da geçirdim.
Düşünebiliyor musunuz?
Hatırlamaya beş-altı yaşlarından başlayıp 72-73 yıl birikmiş anılar yumağı içinden hangi anıyı baston yapacaksınız ki?
Genç yaşta kaybettiğim çok samimi arkadaşlarım oldu.
Benim için çok önemli olan dedemi, babaannemi kaybettim.
Babam, annem peşlerinden gittiler.
Kayınvalidemi, kayınpederimi kaybettim.
Sokaklarda birlikte oynadığım çocukluk arkadaşlarımın çoğunu, oradan oraya sık sık göç ettiğimden hatırlamıyorum.
Zira.
Kimilerini ve kimi olayları, bir filmin fragmanından küçük bir parçanın gözüküp anında kaybolması gibi hatırlıyorum.
Çok daha önemlisi.
Bunca yıl sonra, anıların çoğunun gerçek mi, yoksa hayal mahsulü mü olduğu konusunda bile insan emin olamıyor.
Bazen.
Gerçekten ben bunları yaşadım mı diyorum.
Ben bile, bunca hızlı ve çok renkli, hatta tehlikelerle dolu bir hayatı yaşayıp yaşamadığımı bile sorgularken, anılar bastonuna binmek için anlatmaya kalkacağım ya da anlattığım kaç kişi bana inanır ki?
Bu salt benim için geçerli değil.
Tüm yaşlılar için bu söz konusu.
Bir örnek verirsek.
Bugün 200 metre yürümekte zorlanırken, "Gençliğimde futbolcuyken, günde üç karşılaşmaya çıktığım oldu" dememin bir anlamı olabilir mi?
Tarihi ile övünen milletlerin patatese benzediğinden söz edilir.
Gençliği ile övünmeye kalkan bizim gibi dinozorları da, devrilmeye yüz tutmuş yaşlı çınara benzetebiliriz!
Bana göre, farklı şehirlerde dolaşmanın en iyi tarafı, farklı yerlerde farklı dostlar ediniyorsunuz.
Aradan yıllar geçtiğinde ise, siz onları hala o bıraktığınız şekilde hatırlıyorsunuz.
Ölenleri yaşıyor gibi, yaşayıp yaşlananları ise hala o eski hallerindeki gibi düşünebiliyorsunuz!
İstanbul’daki, Kastamonu’daki, Taşköprü’deki gençlik arkadaşlarımı, hala o günkü halleriyle düşlüyorum.
Bu güzel bir şey.
Gördüğümde şaşırıp kaldıklarım oluyor.
Ve hayatın ne kadar acımasız olduğunu kendi halimden değil, onların halinden çok daha iyi anlayabiliyorum.
Zira, insanın yeterince iyi tanıyamadığı tek dostu ve arkadaşı kendisidir.
Biz kendimizi sadece aynalardan ve resimlerden tanımaya çalışıyoruz.
Aynalar ve resim olayı olmasaydı ne olurdu, hiç düşündünüz mü?
Olaya bu açıdan baktığımızda, demek ki binlerce yıl önce, insanlar nasıl bir yüze sahip olduklarını bile bilmiyor olmalılar!