Sevgili Okurlar birincisini yazdığım yazının bu ikinci bölümü. O yazı da, yanlış ve yabancı dillerdeki kelimelerin bizi ne kadar esir aldığından örnekler vermiştim. Bu bölümde yine o yanlış örmeklerin nleer olduğunu dair yine açıklamalar...

Sevgili Okurlar birincisini yazdığım yazının bu ikinci bölümü. O yazı da, yanlış ve yabancı dillerdeki kelimelerin bizi ne kadar esir aldığından örnekler vermiştim. Bu bölümde yine o yanlış örmeklerin nleer olduğunu dair yine açıklamalar olacak. Hem de cümle kurarken ki yanlışlıklardan kısa kısa söz edeceğim. Satır aralarında bunu bulacaksınız. Temiz ve doğru bir Türkçe için; Tevfik Fikret’in söylediği gibi “Hak bellediğin yolda yalnız da olsa yürüyeceksin”, sözüne inanarak yürümek gerekir.
Zaman zaman gezdiğim yerlerde dikkatimi çeken birkaç cümleyi de buraya aktarmak istiyorum ki siz okurlar ile paylaşabileyim.
“Bir büyük kentin giyim mağazasında yazılı giyinme yeri anlamına gelen cümleye dikkat edelim. “Bayan deneme kabini.” Bugüne kadar kaç bayan oraya kıyafetini değiştirmek için girmiştir. Kaç erkek ailesini o mağazadan giydirmiştir. Söz açılanca herkes bayan hakkını korumaktan söz eder. Bu kadar çirkin bir cümleyi görüp de müdahale etmemişler.müdahale etselerdi mutlaka değişirdi diye düşünüyorum. Bunu ben söyleyince mağaza sahibi itiraf etti. “Kimse beni uyarmadı. Ben burayı devraldığım zaman böyle yazıyordu, değiştirmek aklına bile gelmedi”, demişti.
Bir başka kentin yol üzerindeki bozuk tabela cümlesi (üstelik turistik bir yer): “Kurbanlık keçi gübresi satılır.” Cümleyi iyice okursak arada bir “ve” bağlacının olması gerektiğini anlarız. Fakat satıcı yol boyunca en az on yere aynı cümlenin olduğu tabela yazısını asmış. Kimse de itiraz etmemiş ki cümle düzeltilmemiş, aynen duruyor. “Anlayan anlıyordur” diyordur belki de satıcı.
İstanbul’da bir yan yolun kenarındaki tabela çok dikkatimi çekmişti. Özel isim olmamasına rağmen sözcük kesme işareti ile ayrılmıştı. “Yaya’ya yol ver.” Kim bilir günde kaç bin kişi aynı yolu kullanıyordur. Kimsenin dikkatini çekmedi mi? Çekti de görevlilere söylediler de onlar mı ilgilenmedi bilemem.
Zaten uris çeken kentlerimize söyleyecek söz bulamıyorum! Türkçeyi katleden tabela kirliliğinden geçilmiyor.Tam yabancı dilde olsa insan bir şey söylemeyecek. Diğer dilleri de rencide eden tabelalar var. Nasıl mı? Başka dillerden birer ikişer hece alarak kurulan sözcükler ve cümleler bunlar. tabelalarda neler neler var. O kadar kirli ki temizleyecek yıkama maddesi daha çıkmadı!
Televizyon, TV değil; TİVİ oldu ya. Cankurtaran=Ambulance, Ambulans oldu daha ne diyeyim.
Ülkesini yüksek istiklalini korumasını bilen Türk Milleti dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.” (M. Kemal Atatürk 2 Eylül 1930)
Yüce Atatürk’ün sözü ile yazımı bitiriyorum; daha fazla söze ne gerek var. Bir gün bunun gerçekleşmesi dileğiyle.