GENÇLİĞİMİZDE, okullarda münazara ekipleri oluşturulur, okullar arası yarışmalar yapılırdı. Münazaralarda, tez ve antitez şeklinde tartışılırdı. Konular genellikle şunlar olurdu: Çok gezen mi çok bilir, çok okuyan mı? İlk insanlar...
GENÇLİĞİMİZDE, okullarda münazara ekipleri oluşturulur, okullar arası yarışmalar yapılırdı.
Münazaralarda, tez ve antitez şeklinde tartışılırdı.
Konular genellikle şunlar olurdu:
Çok gezen mi çok bilir, çok okuyan mı?
İlk insanlar mı daha mutludur, günümüz insanı mı?
Başarıda çalışmak mı, şans mı önemlidir?
Kalkınma köyden mi, kentten mi başlamalı?
İnsan mı doğaya, doğa mı insana hakimdir?
Bu ve buna benzer konular, üç–dört kişilik gruplarla ele alınıp tartışılırdı.
Örneğin grubun birisi çok gezenin çok bildiğini, diğer grup, çok okuyanın çok bileceğini iddia ederdi.
İki grup da, kendi tezlerini savunurken karşı tezi çürütmeye çalışırdı.
Bugün de, her akşam, televizyon kanallarında bir masanın başında yüksekçe bir yerde oturan bir moderatör ya da yönetici, masanın sağında ve solunda bir birine zıt görüşe sahip 3-4 sözde uzmandan oluşan gruplar tartıştırılmakta.
Bu tür tartışmalar da, tıpkı münazaralarda olduğu gibi, aynı konuda iki farklı görüşe sahip insanların birbirlerine üstünlük kurma yarışı şeklinde geçmekte.
Aslında, tez ve antitezlerin ortaya konduğu bu tür ortamlarda, her iki tarafın da, ortak akıl ve mevcut iki farklı tezden yararlanarak, bir sentez arayışı içine girip, en doğruyu ve en güzeli bulmanın özel çabasına yoğunlaşmaları ya da toplumun konuyu çok daha doğru anlamasına katkıda bulunmaları gerekir.
Toplum olarak, ümmetçi bir gelenekle, ya bir ismin ya da bir gücün peşine takılmak, neredeyse genetik bir hastalık gibi beynimize kazınmış durumda.
Birey olarak, içinde bulunduğumuz ortam tarafından, her tür inanç bombardımanına tutulup, neredeyse toplum olarak aynı düşüceler ve inançlarla, papağana dönüşmüş durumdayız.
Dikkat edin, solda ya da sağda her tür düşünsel açılıma sahip insanlar bir araya gelmiş, aynı şeyleri tekrarlayıp durmaktalar.
Herkes, her olaya ve gelişmeye siyah-beyaz diye bakıyor.
Her söyleneni, söyleyene göre değerlendirip ya doğru, ya da tamamen yanlış diye bakılmakta.
Aslında kimin söylediğinden çok ne söylendiğine bakmamızda yarar var.
Toplumsal kutuplaşmayı sürekli körükleyerek, çatıştırmaya, dönüştürmeye çalışan beyinler, güçlü birliktelikler oluşturmak için bir düşman yaratmanın gerektiğinden yola çıkarak, toplum üzerinde bu çirkin oyunlarını oynamaya dün de, bugün de devam ediyorlar.
Toplum olarak bizim için önemli olan, bu oyunlara gelmeme akılcılığını ve gerçekçiliğini gösterebilmemizdir.