Bugünlerde dillere pelesenk edilen “hoca” deyimi aslında zor kazanılan bir unvan olmalıdır. Gelişigüzel kullanılan bir hitap şeklinden ziyade, kişinin saygın “öğretmen” kişiliğinin de öne çıkmış olması gerekir.

 

Geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz Tevfik Hoca (Hacıhamdioğlu) böylesine önemli bir değerdi. 1983 yılında yayımlanan Alanya Folkloru kitabının önsözünde kendisini öğretmen olarak tanıtması, belki de toplumun kendisini nasıl görmekte olduğuna dair yanıt niteliğindedir.

 

Evet, Dil Tarih ve Coğrafya bölümünden mezun olan Tevfik Hacıhamdioğlu bir öğretmendir ama o sonrasındaki yapıp, yayımladığı folklor çalışmaları, derlemeleri ile Alanya halkının da öğretmeni olacaktır. Yayımlamak kelimesi belki onu eksik anlatır; eğitimli bir bilim insanı olarak döndüğü yöresinde yaşamın her alanında yer alıp, öncülük etmesiyle de hocalık unvanını almıştır.

 

1966 yılında Alanya Müzesinin açılması onun folklor çalışmaları, araştırmaları ve derlemeleri için büyük fırsat oluşturmuş. Uzman niteliği ile 1967 yılından başlayarak müzede çalışan Hacıhamdioğlu, Alanya folklorunun yani halkın içinden kopup gelen manevi kültür ürünleri ve hazinelerinin derlenmesini sağlamış, müzeyi zenginleştirmiştir.

 

Hacıhamdioğlu katıksız bir Alanyalıdır. Tabii ki bazılarının, başı sıkıştığında ya da kendisini Alanyalı oluş üstünden değerli kılma çabalarına girdiğinde kullandığı Alanyalılık değil söz konusu olan. Sahip olduğu değerleri bilen, onları özgün kılıp gelecek kuşaklara doğru şekliyle aktarma konusunda özen gösteren bir Alanyalıydı.

 

Tevfik Hoca yerel yaşayıp, evrensel düşünen bir insandı. Eğitim aldığı bilim yuvasındaki hocaları ile Alanya’nın yöresel yaşamını en iyi yansıtan insanlar, örneğin Galip Dere arasında köprüydü. Aydın olmanın temel koşulu olan beslenmeyi, çift taraflı, hem üniversite hem de yerel yaşamın temsilcileriyle içli dışlı yaşayarak yaptı. Bu özelliği onun yereli bilimsel ölçekte değerlendirmesini sağladı.

 

Folklorik değerleri öne çıkarırken yerel şovenizm tuzağına düşmedi. Yerel oluşu taşraya has kendini beğenmişliğe, üstünlük gösterisine dönüştürmedi. Özellikle yazarken kullandığı sözcükleri, yereli okşamak, popüler olmak, kitlelere böyle ulaşmak kolaylığı gütmeden seçti. Özenli araştırmalarla bulup çıkardığı yöre lehçesini ve deyimlerini sunduğu kitaplarında titizlikle seçilmiş kelimeler kullandı, düzgün bir anlatım seçti.

 

Yaşamın her alanında yer aldı demiştik: 1968 Eylül’ünde yayıma başlayan Yeni Alanya Gazetesi’nde, bugünlere taşınan meşhur “Amat Bilir” köşesinin isim babalığını ve ilk yazarlığını yaptı. İlginçtir, Hacıhamdioğlu gazetedeki ilk yazılarında, çok iyi bilip konuştuğu Alanya lehçesini kullanmamış, bu konuda zorlamaya girmemiştir.

 

Yine, 1952 yılında ilk kez gelen ama daha sonra 1960’lı yıllarda daha kalabalık katılımla Alanya’yı ziyaret eden Alanyalı Ortodoks Rumlar’la temasları başlatan kişidir. Bilim insanlığının verdiği geniş düşünceyle, 1922 mübadelesi ile Yunanistan’a göçe zorlanan insanların torunlarıyla, onları da Alanya kültür ve geçmişinin bir parçası görüp, ilişki kurmuştur.

 

Hacıhamdioğlu Alanya kültürünü tanıtma adına kurulan vakıflara öncülük etti. Alanya’nın özgün yaşam biçiminin, geleneklerinin bir bölümünün öne çıkarılmasıyla girişilen, “şehre siyasi kimlik oluşturma” yapay çalışmalarında yer almadı. Bir gelenek taşıyıcısı, bir kültür oluşturucusu olarak alın açıklığıyla son  yolculuğuna çıktı. Işıklar içinde uyusun “dayımın oğlu”…

Yazarın notu: Makalede geçen “dayımın oğlu” sözü Hacıhamdioğlu’nun hitap şekli olduğu için, onu anmak için kullanılmıştır.