Türkiye, 'Spor organizasyonları aracılığıyla şehir ya da ülke tanıtımı” kavramıyla son yıllarda tanıştı. Çok bilen yoktur ama Alanya, bu işin öncülerindendir. Organizasyon şemasını Hollandalı dostlarından alan Alanyalı, kendi...
Türkiye, “Spor organizasyonları aracılığıyla şehir ya da ülke tanıtımı” kavramıyla son yıllarda tanıştı. Çok bilen yoktur ama Alanya, bu işin öncülerindendir. Organizasyon şemasını Hollandalı dostlarından alan Alanyalı, kendi yağıyla kavrularak Türkiye’nin ilk uluslararası triatlon organizasyonunu 1991 Ekim’inde gerçekleştirdi. Alanya bununla kalmayıp hemen ertesi yıldan başlayarak yarışın Eurosport’ta yayınlanmasını sağladı.
O zamanların devletlûsu, daha federasyonu bile kurulmayan bu organizasyonun parsasından pay istedi. Ama yukarıda Allah var, dertleri yalnızca şan şöhrete ortak olmaktı, akçeli işlerde gözleri yoktu. Bundan yirmi yıl önce ‘Beraberce zengin olmak!’ diye bir slogan yaratılmamıştı. O zamanlar yalnızca sahte mobilyadan, uçak alımlarından para kazınılırdı, spor organizasyonları bilinmezdi.
Türkiye’nin parası da yoktu o devirlerde. Yabancı yapımcıları, hizmet sağlayıcılarını, resmi görevlilerin ortağı olan organizatörleri heyecanlandıracak büyüklükte aktivitelere Türkiye aday değildi. Yalnızca, nasıl olduysa araya 1971’deki İzmir Akdeniz oyunları sıkışmıştı, o kadar…
Batı, sıcacık paralarla dönen Türkiye’nin son yıllardaki ekonomisini elbette biliyordu. Siyasetçinin, sporu tesis yatırımı ve organizasyondan ibaret gören anlayışını da sezmişti. Her şeye olduğu gibi spora da görgüsüzce para döken Arap Emirliklerinden sonra Türkiye, benzeri ülkeleri gözüne kestirdi. Kabartılan organizasyon bütçeleri (!) şişkin sarı zarflarla karşılık buldu…
21 Nisan’da 49’uncu kez start alacak olan Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu (TUR) böyle bir organizasyon değil. 1967 yılında uluslararası nitelik kazandığından beri aralıksız düzenleniyor. Türkiye bisikletinin prestij yarışı olan TUR, 49 yıl boyunca edinilen deneyimin, bilginin bugünlere taşınmasıyla ancak kotarılabiliyor.
Son altı yıl da daha kurumsal bir nitelik kazanan, daha profesyonelce düzenlenen TUR, kısa sürede yurt dışındaki benzerlerinin düzeyine ulaştı. Bir avuç inanmış insanın liderliğinde gelişen TUR, ne ilginç benzerliktir ki Alanya triatlonunun ilk yıllarındakine benzer bir amatörce coşkuyla çıtayı bu denli yükseltti. Profesyonel helikopter çekimlerinin yer aldığı naklen yayınlar aracılığıyla hem ülke tanıtımında önemli rol oynadı, hem de bisiklet sporunun ülke ölçeğinde bilinirliğini artırdı.
50’ncisini gelecek yıl kutlayacağımız Tur’un geldiği noktadan artık geriye dönüş olmamalı. Küçük hesap ve egolara (ya da büyük çıkarlara!) heba edilmemeli, kıyılmamalı TUR’a!