Ülkenin sağlıklı bir biçimde yönetilmesi için, siyasi istikrar hayati önem taşıyor. Dolayısıyla, yönetimde istikrar için ya bir partinin tek başına iktidar olması ya da o ülkede uzlaşı kültürünün gelişmiş olması, bu sayede de sağlıklı...
Ülkenin sağlıklı bir biçimde yönetilmesi için, siyasi istikrar hayati önem taşıyor.
Dolayısıyla, yönetimde istikrar için ya bir partinin tek başına iktidar olması ya da o ülkede uzlaşı kültürünün gelişmiş olması, bu sayede de sağlıklı ve istikrarlı hatta çok uyumlu koalisyonların oluşması gerekir.
Demokrasinin sağlıklı işlemesi için de temsilde adaletin sağlanmasından söz edilse de, bizde temsilde adalet sağlanırken, yönetimde istikrardan söz etmek mümkün olmuyor.
Dünlerde olmadı, bundan sonra da olması çok zor gözüküyor!
Bizim siyasetçilerimizin önemli bir bölümü, ülkenin ve ülke insanının geleceğinden çok, partilerinin ve de kendilerinin geleceğini çok daha önemsiyorlar.
Koalisyonun bir parçası olmaktan korkarak sürekli erken seçimden söz ederek ipe un seren siyasetçilerin ileri sürdükleri gerekçelerin en küçük bir inandırıcılığının olmadığı ortada.
Onlar, Türkiye’de sağlıklı bir koalisyon geleneğinin olmadığını bildiklerinden, koalisyondan kaçıp muhalefette kalarak iktidarı eleştirme kolaycılığına kaçarak, ileride yapılacak ilk seçimde, koalisyondaki partilerin oy kaybedeceğine ve kendilerinin de oylarını artıracaklarına inanıyorlar.
Biz toplum olarak, empatiden, uzlaşmadan ve de hoşgörüden oldukça uzağız.
Biz, çatışmadan hoşlanıyor, kutuplaşmadan besleniyoruz.
MHP ve HDP’nin oylarını arttırması da gösteriyor ki, bu tehlikeli yolda, salt siyasiler değil biz de koşuşturmayı seviyoruz.
7 Haziran seçimleri sonrasında siyasi dengeler de değişecek gibi!
Seçim öncesi 13 yıl boyunca CHP, MHP ve HDP, AK Parti karşıtlığına dayalı bir blok oluşturmuşlardı.
Hatta kimi yerel seçimlerde MHP ve CHP birbirlerine oy aktarmışlardı.
Bugün bu bloktan söz etmek mümkün değil.
MHP Türk-İslam Sentezi çizgisiyle, Muhafazakar Demokrasiyi savunan AK Parti'ye çok daha yakın duracak gibi.
Bunu, Meclis Başkanı seçimindeki tavrından anlamak mümkün!
Bu da, yeniden sağda bir blok oluşması anlamına gelebilir.
HDP, Meclis başkanlığı seçiminde, CHP adayına 50 oy vererek sol çizgide bir dayanışmanın olabileceği sinyallerini verdi!
7 Haziran seçimleri sonrasında MHP dışında siyasi partilerin başta liderleri olmak üzere parti sözcüleri, geçmişe göre çok daha yapıcı bir siyasi söylem içine girerlerken geçmişteki hakaret dolu söylemlerden oldukça uzak durmaya çalışıyorlar.
MHP, çözüm sürecine karşı çıkarak Türk Milliyetçilerini bir araya getirmeye çalışırken HDP, MHP’nin tahriklerine gelmeden, ince bir politika izleyerek, daha uzlaşmacı bir tutumla, Türkiye partisi olmaya ve sol oylara oynamakta.
Bu ince hesabı, Meclis başkanı seçiminde, “MHP’nin aynı çizgide olamayız” çıkışına dönük olarak MHP’nin yaptığı gibi 30 geçersiz oy verirken, 50 oy da CHP adayına vererek gösterdi.
Toplumun belli kesimi olarak, yeterince yiğit olmasak bile, belli kalabalıklar içinde yiğitlenmeyi, ona buna posta atmayı sevdiğimizden, sesini yükselten, siyasi rakiplerine meydan okuyan siyasileri de alkışlayıp desteklemekten geri durmuyoruz.
Savaştan korksak da, savaştan kaçmanın yollarını arayacak bir yapıya sahip olsak da, yığınların arasında, savaş naraları atarak yiğitlik taslamaktan da geri durmuyoruz.
Bu yaşa gelene kadar birçok mitinge katıldım, sayısız mitinglerdeki sloganları dinledim.
Bu sloganları atan, basbas bağıranları gözledim.
Ne gördüğümü söylememe gerek yok, sadece stadyumlardaki tribünlerden sporcuya, hakeme yöneticiye hakaret ve küfür edenlere tek tek bir bakın, ne demek istediğimi anlarsınız.
Bu tür hakaretleri yağdıranların önemli bir bölümü, hakaret ettiği futbolcunun, hakemin ya da yöneticinin karşısına tek başına çıksa ağzını bile açamaz.
Siyasetçilerin de teke tek kalsalar, aynı duruma düşeceklerinden adım gibi eminim!
İşin komik yanı işte bu.