Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmeler öncesinde Washington yakınlarındaki Joint Base Andrews'a ulaştı. Ziyaret, Şi'nin 2015'ten bu yana Washington'a gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti olması nedeniyle diplomatik açıdan önem taşıyor. ABD Başkanı Trump ve eşi Melania Trump, Şi Cinping ile eşi Peng Liyuan'ı askeri üste karşılarken, kırmızı halı ve askeri törenle başlayan program iki ülke arasındaki ilişkilerde sembolik mesajların da öne çıktığı bir sürecin başlangıcı oldu. Beyaz Saray da Trump'ın Çin liderini Joint Base Andrews'ta karşılayacağını ziyaret öncesinde resmi programında duyurmuştu.
HAVAALANINDA KARŞILAMA NEDEN ÖNE ÇIKTI?
ABD'deki devlet ziyaretlerinde yabancı liderlerin en kapsamlı resmi karşılama töreni geleneksel olarak Beyaz Saray'da düzenleniyor. Bu nedenle görevdeki bir ABD başkanının konuğunu doğrudan havaalanında karşılaması olağan protokolün ötesine geçen, ancak emsali bulunmayan bir uygulama değil. Reuters'ın C-SPAN kayıtlarına dayandırdığı bilgiye göre Joint Base Andrews'taki benzer son başkanlık karşılaması 2015'te Papa Francis'in ziyareti sırasında gerçekleşti. Bu nedenle ziyareti “64 yıl sonra ilk kez” şeklinde kesin bir ifadeyle tanımlamak yerine, başkan düzeyinde havaalanı karşılamasının son yıllarda son derece nadir görüldüğünü belirtmek daha doğru bir çerçeve sunuyor.
Devlet ziyaretlerinde havaalanındaki ilk karşılama, resmi programın yalnızca başlangıç aşamasını oluşturuyor. Diplomatik protokol daha sonra devlet başkanlarının resmi karşılama töreni, ikili ve heyetler arası görüşmeler ile farklı düzeylerde temaslarla devam ediyor. Beyaz Saray'ın açıkladığı programa göre Şi'nin ziyareti kapsamında resmi devlet karşılama töreni ve devlet yemeği de programda yer alıyor. Bu tür ziyaretlerde törensel unsurların yanında asıl sonuçlar, liderlerin üzerinde uzlaştığı başlıkların teknik heyetler tarafından somut takvimlere, düzenlemelere veya çalışma mekanizmalarına dönüştürülmesiyle ortaya çıkıyor.

Şİ'DEN “ORTAK OLMALIYIZ” MESAJI
Şi Cinping, ABD'ye varışında yayımlanan yazılı açıklamasında Çin ve ABD'nin “rakip değil, ortak” olması gerektiğini belirterek iki ülkenin kalkınma hedeflerinin birbiriyle bağdaşabileceğini savundu. Çin yönetiminin son dönemde kullandığı “yapıcı stratejik istikrar” yaklaşımı da rekabetin tamamen ortadan kaldırılmasından ziyade, anlaşmazlıkların kontrol altında tutulduğu ve işbirliği yapılabilecek alanların korunabildiği bir ilişki modeli olarak sunuluyor.
Washington ile Pekin arasındaki ilişkiler, ticaret ve teknolojiden güvenlik politikalarına kadar çok sayıda başlıkta rekabet içermeye devam ediyor. Buna karşılık iki taraf açısından da iletişim kanallarının açık tutulması, ekonomik veya askeri gerilimlerin kontrolsüz biçimde büyümesini önlemenin araçlarından biri olarak görülüyor. Şi'nin Washington ziyareti de bu nedenle yalnızca ikili anlaşmalar açısından değil, dünyanın en etkili iki ekonomik ve siyasi gücü arasındaki rekabetin hangi çerçevede yönetileceği açısından yakından izleniyor.

TİCARET VE NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ MASADA
Trump ile Şi arasındaki görüşmelerde ekonomik başlıkların önemli yer tutması bekleniyor. Tarifeler, karşılıklı ticaret kısıtlamaları ve kritik hammaddelere erişim, Washington-Pekin ilişkilerinin temel anlaşmazlık alanları arasında bulunuyor. Özellikle nadir toprak elementleri ve diğer kritik mineraller; elektronik, elektrikli araçlar, enerji teknolojileri, haberleşme sistemleri ve savunma sanayisi gibi çok sayıda sektörün tedarik zincirinde kullanılıyor. Bu nedenle söz konusu hammaddelere erişim yalnızca ticari bir mesele değil, ülkelerin sanayi ve teknoloji politikalarıyla da doğrudan bağlantılı görülüyor.
Bu tür ticari anlaşmazlıklarda liderler düzeyindeki siyasi uzlaşma tek başına yeterli olmuyor. Tarifelerin değiştirilmesi, ihracat kısıtlamalarının uygulanması veya kaldırılması ve kritik ürünlerin ticaretine ilişkin düzenlemeler ilgili bakanlıklar ve ticaret kurumlarının teknik süreçlerinden geçiyor. Bu nedenle zirvede varılabilecek siyasi mutabakatların ardından ayrıntıların müzakere heyetleri tarafından netleştirilmesi ve uygulamanın ayrıca takip edilmesi gerekiyor.

YAPAY ZEKA REKABETİ STRATEJİK BAŞLIĞA DÖNÜŞTÜ
Yapay zeka da iki ülke arasındaki ekonomik rekabetin ötesine geçerek stratejik bir gündem maddesi haline gelmiş durumda. Gelişmiş yarı iletkenler, yüksek performanslı hesaplama sistemleri ve yapay zeka altyapısına yönelik teknoloji kısıtlamaları Washington ile Pekin arasında uzun süredir tartışılıyor. Buna karşılık yapay zekanın güvenli kullanımı ve krizlere yol açabilecek teknolojik gelişmeler konusunda iletişim mekanizmaları oluşturulması da iki tarafın üzerinde temas kurabileceği alanlardan biri olarak değerlendiriliyor.

İRAN VE ORTA DOĞU ENERJİ GÜVENLİĞİNİ ÖNE ÇIKARIYOR
Zirvenin dış politika gündeminde İran ve Orta Doğu'daki gelişmelerin de yer alması bekleniyor. Washington ile Pekin, İran konusunda farklı politika araçları kullanıyor; ABD yaptırımları dış politikasının önemli bir parçası olarak görürken Çin, Tahran ile ekonomik ilişkilerini tamamen kesmeye yönelik bir çizgi izlemiyor. Bu farklılık, yaptırımların uygulanmasından bölgesel güvenliğe kadar geniş bir alanda iki ülkenin çıkarlarının kesişmesine veya ayrışmasına neden oluyor.
Orta Doğu'daki gelişmeler aynı zamanda enerji arzı ve uluslararası taşımacılık açısından küresel ekonomiyi etkiliyor. Çin'in enerji ithalatına duyduğu ihtiyaç nedeniyle bölgedeki petrol ve deniz ticaret yollarının güvenliği Pekin açısından önem taşırken, Washington da enerji piyasalarında istikrar ile kendi yaptırım politikasının uygulanması arasında denge kurmaya çalışıyor. Bu nedenle Trump-Şi temaslarında İran başlığının yalnızca siyasi ve güvenlik boyutuyla değil, enerji fiyatları ve küresel tedarik zincirlerine olası etkileri üzerinden de değerlendirilmesi bekleniyor.

2015'TEN BUGÜNE DEĞİŞEN İLİŞKİ
Şi Cinping'in Washington'a önceki devlet ziyareti 2015'te gerçekleşmişti. Aradan geçen dönemde ABD-Çin ilişkilerinde ticaret, teknoloji, yapay zeka ve güvenlik başlıklarının ağırlığı önemli ölçüde arttı. Bu nedenle mevcut ziyaretin temel ölçütlerinden biri yalnızca yeni anlaşmaların açıklanıp açıklanmayacağı değil, iki ülkenin devam eden anlaşmazlıkları yönetebilecek sürekli bir temas ve müzakere mekanizmasını ne ölçüde koruyabileceği olacak. Güncel değerlendirmelerde de tarafların kapsamlı bir uzlaşmadan çok, rekabetin daha fazla istikrarsızlığa dönüşmesini engelleyecek bir çerçeve aradığına dikkat çekiliyor.





