Suudi Arabistan’a yönelik son İHA saldırılarının ardından Pakistan’dan gelen açıklamalar, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan yeni ortak savunma mekanizmasını yeniden gündeme taşıdı. Pakistan Savunma Bakanı Havace Asif, Suudi Arabistan’ın ve özellikle Mekke ile Medine’deki kutsal mekânların güvenliğinin Pakistan açısından yalnızca imzalanmış anlaşmalara bağlı bir mesele olmadığını belirterek, bu bölgelerin korunmasını dini bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi. Asif, bölgedeki gerilimin daha da tırmanması halinde Pakistan’ın Suudi Arabistan’ın yanında hem diplomatik hem de fiili olarak duracağını ifade etti.
MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI NASIL İŞLİYOR?
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke’de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması’nın kamuoyuna açıklanan temel hükmüne göre, taraflardan herhangi birine yönelik silahlı saldırı üç ülkeye birden yapılmış kabul ediliyor. Anlaşma aynı zamanda savunma alanındaki iş birliğinin geliştirilmesini ve ortak caydırıcılığın güçlendirilmesini öngörüyor. Bununla birlikte kamuoyuyla paylaşılan ortak bildiride, böyle bir saldırı durumunda hangi ülkenin hangi askeri unsurları kullanacağı veya müdahalenin hangi operasyonel prosedürlerle yürütüleceği ayrıntılı biçimde açıklanmıyor. Bu nedenle anlaşmanın uygulanması siyasi karar, askeri koordinasyon ve taraflar arasındaki danışma mekanizmalarıyla şekillenecek bir süreç olarak öne çıkıyor.
Anlaşmanın ardından oluşturulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi de bu koordinasyonun kurumsal ayağını oluşturuyor. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın dışişleri ve savunma bakanları ile üst düzey askeri temsilcilerini bir araya getiren mekanizma, anlaşma kapsamındaki faaliyetlere stratejik yön verilmesini amaçlıyor. Komitenin ilk toplantısının İstanbul’da gerçekleştirilmesi, üç ülkenin imza aşamasından sonra savunma iş birliğini düzenli bir istişare yapısına dönüştürmeye başladığını gösterdi.
MEKKE YAKINLARINDAKİ İHA İDDİASI GERİLİMİ ARTIRDI
Son tartışmanın merkezindeki olayda Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyon, Kraliyet Hava Savunma Güçlerinin 15 Eylül’de Husiler tarafından fırlatıldığını bildirdiği bir İHA’yı Mekke’nin yasaklı hava sahasına girmeden tespit ederek kentin güneyinde imha ettiğini açıkladı. Koalisyon Sözcüsü Turki el-Maliki, kutsal mekânların ve ziyaretçilerin güvenliğini “kırmızı çizgi” olarak nitelendirdi. Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri ise Mekke’nin hedef alındığı yönündeki Suudi açıklamasını reddederek operasyonlarının petrol tesisleri ve askeri noktalarla sınırlı olduğunu, kutsal mekânların hedef alınmadığını savundu. Bu nedenle İHA’nın nihai hedefi konusunda tarafların açıklamaları birbiriyle çelişiyor.
Suudi koalisyonu, olayın Mekke’ye yönelik ilk güvenlik alarmı olmadığını da belirterek geçmişte bölgede balistik füze tehdidi yaşandığını hatırlattı. Bu tür olaylar, kutsal şehirlerin güvenliğini yalnızca askeri bir konu olmaktan çıkararak hac ve umre hareketliliği, sivil havacılık ve milyonlarca Müslümanın dini hassasiyetleriyle bağlantılı daha geniş bir güvenlik meselesine dönüştürüyor. İslam İşbirliği Teşkilatı da Suudi makamlarının bildirdiği son saldırılar sonrasında Mekke ve Medine bölgesine yönelik tehditleri kınayan bir açıklama yayımladı.
PAKİSTAN'DAN DESTEK MESAJI, AYNI ZAMANDA İTİDAL ÇAĞRISI

Pakistan yönetiminin tutumu yalnızca Savunma Bakanı Asif’in açıklamasıyla sınırlı kalmadı. Başbakan Şahbaz Şerif de Mekke’ye yönelik olduğu belirtilen İHA girişimini kınarken Suudi Arabistan’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve kutsal mekânların güvenliği konusunda desteğini yineledi. Bununla birlikte Şerif, taraflara gerilimi daha fazla yükseltmekten kaçınmaları ve sorunların diyalog ile diplomasi yoluyla çözülmesi çağrısında bulundu. Pakistan Dışişleri Bakanlığı da bölgedeki gelişmelerin deniz ulaşımı ve küresel enerji arzı üzerindeki olası etkilerinden endişe duyulduğunu açıkladı.
Pakistan’ın bu yaklaşımı, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın yalnızca askeri müdahale seçeneği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini de gösteriyor. Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar daha önce anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve belirli bir ülkeye karşı kurulmadığını belirtmişti. Dolayısıyla mevcut mekanizma; doğrudan askeri yardımın yanı sıra istihbarat paylaşımı, hava ve füze savunması, savunma sanayisi iş birliği, ortak planlama ve diplomatik koordinasyon gibi farklı alanlarda işletilebilecek geniş bir çerçeve sunuyor.
YEMEN GERİLİMİ DENİZ YOLLARI VE ENERJİ GÜVENLİĞİNİ DE ETKİLİYOR
Suudi Arabistan ile Yemen arasındaki güvenlik geriliminin etkileri Mekke ve sınır bölgeleriyle sınırlı değil. Yemen’in batısı ile Babülmendep Boğazı çevresindeki askeri hareketlilik, Kızıldeniz üzerinden geçen uluslararası ticaret ve enerji taşımacılığı açısından da yakından izleniyor. Birleşmiş Milletler, bölgede çatışmaların yoğunlaşmasının Babülmendep çevresindeki güvenlik ortamını daha kırılgan hale getirdiğini ve enerji piyasalarında endişeleri artırdığını bildirdi. Bu nedenle İHA ve füze saldırıları, yalnızca Suudi Arabistan’ın iç güvenliği açısından değil, Kızıldeniz’deki deniz trafiği ve küresel tedarik zincirleri açısından da risk oluşturuyor.
Bu tablo içinde Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın gerçek kapsamı, taraflardan birine yönelik saldırının ardından üç ülkenin hangi siyasi ve askeri adımları atacağıyla daha açık biçimde ortaya çıkacak. Kamuya açıklanan hükümler ortak caydırıcılık ilkesini ortaya koyarken, olası bir krizde yardımın niteliği ve büyüklüğü için tarafların ortak karar ve koordinasyonu belirleyici olacak. Pakistan’ın son açıklamaları ise İslamabad’ın Suudi Arabistan’ın güvenliğine verdiği desteğin yanında kutsal mekânların korunmasını ayrıca öncelikli bir başlık olarak gördüğünü ortaya koyuyor.




