İLK kurulduğu ve iktidara geldiği ilk günden itibaren, AK Parti ile ilgili bir sürü tehlikeden ve de kaygıdan söz edildi. Aslında AK Parti'nin kuruluşundan kısa bir süre sonra, yapılan ilk genel seçimde tek başına iktidar olmasındaki...
İLK
kurulduğu ve iktidara geldiği ilk günden itibaren, AK Parti ile ilgili bir sürü tehlikeden ve de kaygıdan söz edildi.
Aslında AK Parti’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra, yapılan ilk genel seçimde tek başına iktidar olmasındaki başarısı, o tarihlerde ülke siyasetinde yer alan Ecevit, Erbakan, Çiller ve Yılmaz’ın başarısızlıklarla dolu siyasi girişimleri ve fiyaskoyla sonuçlanan koalisyon hükümetleridir.
Yani.
Denize düşenin yılana sarıldığı gibi, toplum da, ne olacağı belli olmayan yepyeni bir siyasi yapıya, ilerisini, gerisini fazla düşünmeden balıklama daldı.
Türkiye’nin İran’a döneceğinden, şeriatın bile gelebileceğinden söz edenler oldu.
Özellikle laik, Atatürkçü kesim bu tür konularda çok daha kaygılıydı.
Tüm bu kaygılara ve olumsuz propagandalara rağmen AK Parti o tarihten bu yana, yani 14 yıldır hala tek başına iktidarda.
İşin ilginç yanı ise.
Bu 14 yıl içinde, Recep Tayyip Erdoğan tek adam pozisyonunda bu ülkeyi yönetiyor.
Uzun yıllar Başbakanlık yaptı.
Şimdi de Cumhurbaşkanı.
Aslında fiilen Başkan olmasına karşın, ülke bunca belayla ve bir sürü terör örgütü ile uğraşmasına hatta Suriye’de fiilen savaşılırken, Cumhurbaşkanının başkanlık sistemini dayatması ve Başbakanın da AK Parti Genel Başkanı olarak bu dayatmanın sözcülüğüne soyunup hayata geçirmek için ciddi girişimlerde bulunması düşündürücü hatta kaygı verici çizgiye taşınmaya başladı.
Böylesine zor bir dönemde, her tür kutuplaşmadan uzak durulması gerekirken, yeni bir kutuplaşmanın fitilini ateşlemeye ne gerek vardı?
AK Parti iktidarının ilk iki döneminde, çok başarılı projelere imza attığını söylememizde yarar var.
Bu dönemde, laik ve Atatürkçü kesimin duyduğu belli kaygılardan da olabildiğince uzak durduğunu söyleyebiliriz.
Ama gel gör ki, Sayın Erdoğan, Cumhurbaşkanı olduktan sonra bambaşka bir kişiliğe ve çok farklı düşünsel açılımlara ve politikalara yönelmeye başladı gibi geliyor bana!
Dini söylemler giderek zenginleşmeye ve de renklenerek sloganlaşmaya başladı.
Bilim temelli eğitimden çok, dogmalara dayalı din temelli eğitim teşvik edilir hale geldi.
Televizyon kanallarında türbanlı sayısı giderek arttığı gibi, dini söylemler ve de değerlendirmeler de oldukça yaygınlaşmaya başladı.
Eğlence programlarında bile, dini bilgiden yoksun kimi beyinler, Allah'tan, dinden, kitaptan ve kaderden söz edebilmekte.
Her şeyi kadere ve Yaradan’a bağlayarak, insan aklı ve de iradesi neredeyse yok sayılarak, bir nevi her olumsuzluğun suçlusu Yaradan’ı göstermenin aymazlığı içine giren şarlatanlar var.
İşin en garip yanı ise, hala yılbaşı ile Noel birbirine karıştırılıyor.
Yılbaşı adı üstünde, bir yıldan diğer bir yıla geçiş.
Noel ise 25 Aralık’ta İsa peygamberin doğum günü.
Müslümanlık, İsa’yı İslam peygamberi olarak kabul ettiğine göre, Noel’e karşı gelişin mantığını anlamak çok zor!
Yılbaşı kutlamalarını dinsel anlamda ele alıp karşı çıkmaksa bambaşka bir saçmalık.
Bu saçmalığı bu yılbaşı gecesi kimi televizyon kanallarındaki yayınlarda da gördük.
Geçmişte her yılbaşında televizyon kanalları eğlence bakımından birbirleriyle yarışır, bu yarışta da TRT hep önde gider, yılbaşı eğlenceleri çok renkli geçerdi.
Bu yılbaşı, birkaç kanal dışında özel eğlence düzenleyen yoktu.
TRT de bunların başındaydı.
Tutarsızlığın, tutuculuğun hatta gericiliğin bu denli cehaletle sarmaş dolaş olur hale gelmesi insanı hem üzüyor hem de ilerisi için ürkütüyor.
Allah sonumuzu hayırlı etsin ve hepimize akıl, fikir versin.
Aminnnnn!