Müjdat Gezen, Tuncay Özkan, Haluk Hepkon ile Maltepe Askeri Cezaevi'ndeyiz. Burası Silivri gibi değil... Gözümüzün retina izini almadılar, radyasyonlu elektronik aramalardan geçmedik. İzin için başvurduğumuz halde karmaşaya kurban giden...

Müjdat Gezen, Tuncay Özkan, Haluk Hepkon ile Maltepe Askeri Cezaevi'ndeyiz. Burası Silivri gibi değil... Gözümüzün retina izini almadılar, radyasyonlu elektronik aramalardan geçmedik. İzin için başvurduğumuz halde karmaşaya kurban giden gazeteci arkadaşımız Adnan Bulut'u dışarıda bıraktık, attığımız imzadan ve aramadan sonra içeriye kabul edildik. İsmet Çınkı albayımız karşıladı bizi... Sarıldık, öpüştük. Hemen ardından Ender Kahya albayımız geldi. Sohbet başladı. Yılmaz Özdil'den söz ettiler. Onun için söylediklerinin tamamını yazsam köşe yazısının tamamı övgü dolu cümlelerle sona erer. Tek kelime ile söyleyeyim diyeceğim ama söyleyemem. Bir kaç kelime ile özetleyeyim. Onun yiğitliğine, mertliğine, insanlığına, mütevazılığına ve kalemine kurban olmak isteyen komutanlarla karşılaşmam hem gururumu okşadı hem de mutlu etti. En yakın arkadaşlarının bile onları kaderine terk ettiği bir dönemde bir "Merhaba" ile başlayan dostluk, yazışmalar, mektuplar, içeride yatanları dışarıya bağladı. İsmet Çınkı, Ender Kahya, F. Yavuz Uras, M. Cem Okyay ve Erdinç Altıner'in adıma imzaladığı kitabın üzerine düştükleri not yazımın anlamlı özeti... Sanmasınlar yıkıldık, Sanmasınlar çöktük, Bir başka bahar için, Sadece yaprak döktük... *** Silivri'ye sayısız kez gittim, gittik. Maltepe'ye ilk adım atışım. Aslında 12 Eylül mağduru, solcu bir insan olarak yıllardır üst düzey subaylardan haz etmedim. Faşist cuntanın ülkemizde yaşattıklarının ardından, gericiliğin, yobazlığın yolunu açması... İşçilerimizi sendikasızlaştırması... Kitap ile silahı eş değer tutarak insanları cahilliğe iteklemesi... Örgütlü toplumun çanına ot tıkaması... Gençlerimizi idam etmeleri... "Devrimci", "ülkücü" diyerek uzun yıllar hapishanelerde yatırmaları... Henüz 17 yaşındayken bir genci idam sehpasında sallandırmaları... İnsan asarken bile "Bir solcu astık", "Bir sağcı asalım" diyen anlayış... Netekimle özetlenen faşist cuntanın eli kanlı katilleri... İşkenceler... Kayıplar... Zulümler... Halktan kopuk üst düzey subaylar, halkın çocuklarına eziyet edenler... Askere karşı hep mesafeli oluşumun temelinde yaşadığımız 12 Mart ve 12 Eylül gibi darbeci generaller ve onların emirlerine harfiyen uyan bir ordunun varlığına olan genel kanı... *** İlker Başbuğ'un ve Hurşit Tolon'un ziyaretlerine gittim. Onları dinledim. İlker Başbuğ'a ve Hurşit Tolon'a yöneltilen asılsız suçlamalara tanık oldum, dile getirdim. Dedim ya Maltepe'ye ilk kez gittim... Daha önce de orada tutuklu olan kurmay denizcilerin eşlerinin de, gazeteci ve sanatçıların katıldığı imza töreninde bulundum. Uzun ve soluklu söyleşide bulunduk. Kâh güldük kâh hüzünlendik. Onların öyle yıkılmışlığı, çökmüşlüğü yok. Psikolojik olarak da beden olarak da sağlam duruyorlar. Yada bize öyle gösteriyorlar. Gizleyemedikleri nedir bilir misiniz? Gizleyemedikleri, sevdiklerine olan hasret... Dışarıda onları dört gözle bekleyen eşlerinin yaşadığı üzüntünün onların yüreklerinde ve beyinlerinde yarattığı eziyet... Çocuklarının kokusu... Eşlerinin yemekleri... Evin mutfağından salona geçişleri... Anneleri, babaları. arkadaşları... Yaşadıkları hasret... Beyinleri özgür... Yürekleri özgür... Bedenleri içeride... Kendileri değil üç yıl beş yıl, onbeş yıl yatsa da bana mısın demezler, demeyecekler.. Kitabın seksendördüncü sayfasında yazıldığı gibi, Anam avradım olsun yiğitler, Bugünler geçer elbet. Gün gelir devran döner, Onları da süpürürler... *** Sözün özü, Herkes için adalet... Herkes için hukuk... Gün gelir lazım olur... Adaletin gecikmemesi dileğiyle, Maltepe'den selamlar...