NE yalan söyleyeyim, toplum olarak bir alemiz. Yemediğimiz nane kalmadığı halde, lafa gelince, sütten çıkmış ak kaşık gibi ahkam kesme konusunda üstümüze yok. Ziya Paşa 'Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” demiş. Bu söze bayılıyorum....

NE

yalan söyleyeyim, toplum olarak bir alemiz.

Yemediğimiz nane kalmadığı halde, lafa gelince, sütten çıkmış ak kaşık gibi ahkam kesme konusunda üstümüze yok.

Ziya Paşa “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” demiş.

Bu söze bayılıyorum.

Günümüzdeki palavracıların yoğunluğunu anlatması bakımından süper bir söz.

Laflara baksak, ortalık güllük gülistanlık olurdu.

Soygunların, vurgunların, cinayetlerin, mafya türü yapılanmaların, her tür kutuplaşmanın tavan yaptığı gerçeğine karşın, ağzı güzel laf yapan insanların palavralarına inanmamız mümkün mü?

Tabii ki, yakalandığımız tuzaklar ve yediğimiz kazıklar sonrasında biraz daha dikkatli davranmaya başlasak da, yeni oyunlar, yeni sahtekarlıklar karşısında apışıp kaldığımızı da itiraf etmeliyiz.

Bu kazıklara en fazla muhatap olan saftiriklerin başında geldiğimi söylememde herhangi bir mahsur yok.

Bir gün, bir arkadaşımla ALTSO binasının yanındaki sokaktan aşağı doğru yürümeye başlamıştı ki, karşıdan gelmekte olan birsini görünce, arkadaşımı uyarıp hemen geri dönüp yolumuzu değiştirdik.

Arkadaşım gülerek:

- Ne o, düşmanın ya da borçlu olduğun birisini mi gördün?

- Ne borcu?

- Niye kaçıyorsun öyleyse?

- O kaçtığım kişi, borçlu olduğum değil, alacaklı olduğum kişi.

- İnsan alacaklı olduğu kişiden kaçar mı?

- Sen bu adamı tanımıyorsun. Şimdi karşısına dikilip alacağımı istesem, boynuma sarılıp, baba diye başlar, bin lafın belini büker, borcunu en kısa zamanda ödeyeceğinden söz edip, ne yapar eder, cebimdeki parayı da alır.

- Allah Allah inanılacak gibi değil.

- İnan. Bu adamın Alanya’da dolandırmadığı kişi yok gibi bir şey. Giyimine kuşamına dikkat ettin mi?

- İyi giyimli, takım elbiseli, kravatı bile vardı.

- Bu demektir ki, bizim tilki iş peşinde.

- Valla ben seni akıllı biri olarak bilirdim. Nasıl oluyor da bu kadar kolay ayağa gelebiliyorsun?

Akıllı olmakla, insanlara güvenerek sürekli kazık yemek ayrı şey. Ben buna “Bizim gibi saftirikler olmasa bu uyanıklar nasıl geçinirlerdi?” diyorum.

Değerli okurlar, her yazılana, çizilene, yazana çizene hatta ekranlara çıkıp ona buna saldıranlara, onu bunu şu ya da bu biçimde suçlayanlara hemen inanmayın.

Her şeye rağmen söylenenleri de, söyleyeni de sorgulamanızda yarar var.

Eğer bu laf salatalarını sıralayanların hepsi gerçekleri dile getiriyor olsaydı, bu ülkede, bu denli çok sayıda soygunla, vurgunla, bir sürü rezilliklerle karşı karşıya kalmazdık.

Herkes, herkesi en ağır bir biçimde suçluyor.

Kimsenin kimseye güveni kalmamış.

Herkesin herkesi potansiyel suçlu gibi gördüğü bir toplumsal dokuda, dürüstlük abidesi kesilerek ahkam kesenlerin hepsine inanmak mümkün mü?

Bizi yönetmeleri iddiasıyla belli görevlere taşıdığımız siyasetçilerin birbirlerini nasıl suçladıklarına, nasıl hakaretler yağdırdıklarına bir bakın.

En saygın konumlarda bulunan ve en saygın kişiler olarak bildiğimiz bu zatı muhteremler, birbirlerini bu denli ağır bir biçimde suçlayabiliyorsa, bu toplumun çivisi çıkmış demektir!

Çoğu kişi için, din, kitap, yemin billah, hepsi hikaye!

Her şey duygusal!

Açıkçası menfaat.

Artık ben dürüstüm diyenlere, özellikle de sürekli dürüstlükten, dinden, kitaptan söz edenlere fazla güvenmiyorum.

Benim inandığım, herkesin bir suiistimal kapasitesinin olduğu.

Kapasitesi yüksek olanlara, yani ucuza gitmeyenlere saygım sonsuz.

Hele hele çayına, kahvesine oynanan bir oyunda bile, taş ya da kağıt çalan bir insanın dürüstlükten söz edebilmesi komik değil mi?

Sanırım çoğunuz, bu tür insanlarla hep karşılaşıyor olmalısınız!