Kışkırtıcı Alanya sözünü 18. Caz Günleri için İsviçre’den Alanya’ya gelen ünlü sanatçı Atilla Şereftuğ kullandı. Şereftuğ şehrin, daha girişinde sezilen, insanın içini kıpırdatan cıvıl cıvıl kışkırtıcı bir havası olduğunu belirtiyordu.
Sanatçı sözlerinde haklıydı; Alanya böyle olmalıydı ki, Anadolu’nun her köşesinden olduğu gibi dünyanın çeşitli bölgelerinden de insanları kendisine çekmekteydi. Şereftuğ, Alanya’nın yaratıcılığa ilham verecek canlılığını, bir çekim merkezi oluşunu sanatçı duyarlığı ile okumuştu. Şehrin başka açılardan da cazip bulunduğunu ve mekân tutulduğunu tabii ki bilemezdi!
1999-2014 yılları arasında Belediye Başkanlığı yapan Hasan Sipahioğlu’nun çok sayıdaki kültürel mirasından birisi olan konser, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile açıldı. Böylece, çok sayıda yabancı izleyicinin de yer aldığı uluslararası caz etkinliği, cumhuriyetimizin 100. yılı kutlaması gerekçesiyle milli ve yerli bir havaya da bürünmüş oluyordu.
Konserin açılışını yapan Şereftuğ, yine şehrin verdiği ilham ile Akdeniz esintileri içeren bir repertuar seçmişti. Daha sonraki günlerde sahne alan diğerlerinin de belirttiği gibi, sanatçılar dünyanın en güzel konser alanlarından birinde performans sergiliyorlardı. Akdeniz ile, binlerce yıllık uygarlık mirası olan yapıların bundan daha iyi buluşacağı bir mekan olamazdı.
Bu söylemi sloganlaştırıp, zenginleştirmek gerekirdi. Caz Festivali, muhtemel bir Pagan tapınağının kalıntıları üzerine, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat tarafından inşa edilen Kızıl Kule önünde icra ediliyordu. Antik dönemden beri aynı yerde süren bir tören/şölen geleneğinin devamı olduğu varsayılarak, şehrin ve organizasyonun tanıtımında kullanılmalıydı.
Seyirci de ilginçti; aynı Alanya’nın katmanlı tarihi gibi onlar da çok uluslu bir yapı oluşturuyordu. Konser veren sanatçı hangi dilden konuşursa konuşsun izleyiciden yanıt alabiliyordu. Bu tür bir iletişim sanatçının performansını olumlu yönde etkilemiş olmalıydı. Şereftuğ gibi yaşamında ilk kez Alanya’ya geldiğini söyleyen bir sanatçı, Alanya’nın bu “kentli yüzünü” görmüş ve dağarcığına bu görüntüyü işlemişti.
Çok ünlü ve kaliteli sanatçıların, başka mekânlarda yüklüce meblağ ödenerek ulaşılabilecek performanslarını, Alanyalı bedava izlemekteydi. Alanya’nın kendine özgü ekonomik döngüsü buna uygun olmalıydı. İzleyicinin farklı kimliklerde oluşu, dahası, aynı şehirde oturmalarına karşın birbirine değmiyor oluşları(!) müziğin ritmine uyup dans etmelerini engelliyordu. Belki de bu tür rafine etkinlikler daha sık yapılabilse, aynı, popüler kültür aktivitelerinde olduğu gibi, Alanya kentlisini daha ortaklaştırabilecekti.
Ülkemizin siyasi rejiminin değiştirilmesinde sona yaklaşıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bundan 22 yıl önce, 12 Eylül 2001 tarihinde rıhtım bölgesinde bir bira firması tarafından gerçekleştirilip, bedava bira dağıtılan şahane Blues konserinden, içeri bira sokulmayan bir konser dönemine girildi. Belki ilerideki yıllarda bu konserleri de göremeyeceğiz.
Siyasi iradenin Alanyalılığı Yörüklük üzerine inşa etmeye çalıştığı bir dönemde, caz konserlerinin bu denli önemsenmesi tabii ki ilginç. Alanya’da gittikçe büyüyen bir oy potansiyeline sahip, daha kentli bir tüketim ve yaşam alışkanlığına sahip vatandaş bu durumdan hoşnut olmalı. Yeter ki caz festivali, şehirde yapılan onlarcası gibi sıradan bir etkinlik olarak görülmesin, kentliyi Atatürk Cumhuriyetini kurtarma iradesinde bir araya getirebilsin…