Rahmetlinin cenazesinde, etrafa şöyle bir bakındım da; “ağabey diye hitap edeceğim, tanıdık  bir başka büyük kalmadı, galiba…” dedim, içimden..

40 yıllık dostumdu Kazım Ağabey.

40 yıl önce, bana ilk “hoş geldine” gelendi.

Henüz yeni oturmuştum koltuğuma ki, güleç yüzlü biri girdi odamdan içeri.

“… Ben balıkçı, tavuk pilavcı, dondurmacı, çimentocu, demirci, turizmci Kazım Bulut!” diye tanıttı kendini, kendine özgü kahkahasını atarak.

Bir an şaşırmış, ‘hoş geldin’e gelen birisinin, bunca mesleği peş peşe sıralamasına bir anlam verememiştim…

İşin espritüel yanını anlayınca da; “şuna Bulut Holding’in patronuyum, deseniz ya…” deyince; bu kez de karşılıklı olarak basmıştık kahkahayı…

Bolulu ortak bir dostumuzun, bilgilendirmesi ve özel ricasıyla gelmişti.

“…Benim bankalarla hiç işim olmaz Müdür. Sana hoş geldine geliş nedenim de; Kadim Dostum Bolulu Asaf Gardaşımın ricası gereği…”

demişti dobra dobra.

Sonraki günlerde de her Cuma telefonla arayıp; hatırımı sormuştu.

 

*    *    *

Güzel insandı Kazım Ağabey.

Her yüreğin, her bedenin kaldıramayacağı, büyük acılar yaşamıştı...

İki çocuğunu trafik kazasında, eşi Gülser Hanımefendiyi de hac ziyareti sırasında kaybetmişti.

Bu kayıplar, onu çok etkilemesine karşın; kan kusmuş, kızılcık şerbeti içtim demişti.

O tarihlerde Ankara’da idim.

Alanya’ya bir gelişimde ziyaretine gittim.

O dağ gibi adam çökmüş, ufalmıştı sanki, tanımakta zorlanmıştım.

Sarıldık birbirimize…

O sulu göz, ben sulu göz; göz yaşlarımızı birbirimizden saklayarak, sohbet etmeye çalıştık.

“Bittim ben Müdür, tükendim. Bu saatten sonra her bir şeyi bırakıp, köşeme çekilecek, kendimi hayır işlerine adayacağım. (…)” deyip, ‘hayır projelerini’ anlatmıştı uzun uzun.

 

*    *    *

12 yıl önceydi (sanırım)

Büyük emeklerle inşa ettiği, Bulut Oteli, konuta dönüştürdüğünü duyumlamıştım.

Eşimle birlikte, gittik, gördük ve beğendik.

Ve o konuttan bir daire aldık.

Taşındık.

Tüm itirazlarıma ve direnmeme karşın apartmanın yöneticiliği üzerime kaldı.

Apartmana bir ad vermemiz gerekiyordu; (diğer apartman sakinlerinin itirazlarına karşın) apartmana “Kazım Bulut” adını verdim ve apartmanın girişe bu adı yazdırdım.

O gün telefonla aradı beni Rahmetli.

“Buluşalım mı?” dedi.

Buluştuk.

“İki teşekkürüm var sana Müdür” dedi.

Gözleri dolmuş,  sesi titriyordu.

“Öncelikle buradan bir daire alıp, taşınmana, çok ama çok sevindim” dedi, teşekkür etti.

“Bir diğer teşekkürüm de apartmana adımı verdiğin için…” dedi.

Ve ekledi, “Biliyorum ki; Kazım Bulut Apartmanını örnek bir apartman haline getirirsin sen…” dedi, veda bile etmeden ani bir hareketle kalktı, gitti.

Neden birden kalktığını anlamıştım.

Seslenmedim ardından.

Benim de gözlerim dolmuştu.

… …

Kazım Bulut Camii’nde ve Bektaş Mezarlığı’nda bir kenara çekilip, bunları düşündüm.

Bir film şeridi gibi geçti bunlar gözümün önünden.

Kırk yıllık birikmiş  duyguları, o gün, oracıkta, yine yaşadım.

Işıklar içinde uyu Kazım Abi, toprağın bol olsun.