YOĞUNLUKTAN olsa gerek, Alanya Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven ile epeydir yüz yüze görüşme imkânımız olmamıştı. Sağ olsun, dün Yeni Alanya'yı ziyareti sırasında kendisiyle uzun ve keyifli bir sohbete imza atma imkânı yakaladık....

YOĞUNLUKTAN

olsa gerek, Alanya Kaymakamı Dr. Hasan Tanrıseven ile epeydir yüz yüze görüşme imkânımız olmamıştı.

Sağ olsun, dün Yeni Alanya’yı ziyareti sırasında kendisiyle uzun ve keyifli bir sohbete imza atma imkânı yakaladık.

Sohbetimiz esnasında, birkaç gün önce yine bu sütunlarda kaleme aldığım “Neden Miami?” başlıklı yazımda kendisini biraz sert eleştirdiğimi, hatta buna biraz içerlediğini ima etti.

Buna mukabil, yine aynı köşe yazısındaki “turizm içerikli bir toplantıda neden sadece Alanya Belediye Başkanı ile ALTSO Başkanı’nın olduğu, turizmcilerin neden davet edilmediği” yönündeki soruma ise, o günlerde otelcilerin kayıtlı olduğu ALTİD ile de görüştüğünü, ilerleyen günlerde turizmcilerle daha geniş kapsamlı toplantılar yapacağını söyleyerek yanıt verdi.

Köşe yazıma gücendiğini hissedince, “Sizi hiç eleştirmeyelim mi Sayın Kaymakamım?” dedim.

“Tabi ki eleştireceksiniz-ki eksik olan yönlerimi görebileyim” dedi.

Daha pek çok mevzu konuştuk, kimi zaman eskilere gittik, kimi zaman güldük, yeri geldi esprileri havada uçurduk.

Diyeceğim odur ki…

Her zaman başımızın tacı olan Devlet Baba’nın temsilcisi Kaymakam Bey ile aramızda “kulislerde iddia edildiği gibi” hiçbir sorun ve problem yoktur.

Hatta yeri geldiğinde noksanlarını yazmamız için kendisini yine bu sütunlardan eleştirme konusunda anlaştık bile.

Sağ olsun, aynı zamanda eski bir basın emektarı da olan Kaymakam Bey basının halinden anlıyor.

Bizim işimizin basın bültenciliği yapmak, sürekli övmek ve pohpohlamak olmadığını, gazetecinin görevinin doğru ve objektif haber vermek kadar, tıpkı siyasiler gibi bürokratları da yeri geldiğinde eleştirmek olduğunu çok iyi biliyor.

Uzun lafın kısası…

Kamunun objektif ve doğru haber/bilgi alma özgürlüğünün devamı namına “Devlet Baba ile bir basın mensubu arasında sorun yoktur” pozu verdik, en kısa sürede yeniden yüz yüze buluşmak üzere sözleşip vedalaştık.

***

BU NASIL HAYIRSEVERLİK?

Diyelim ki bir hayırseversiniz ve yaptığınız hayrın diğer insanlara örnek olması için basında yer almasını istiyorsunuz.

Okul yaptırırsınız, anlarım. Diyelim ki bir hastane, sağlık ocağı, cami, hatta bir çeşme bile yaptırırsınız, onu da anlarım. Eğer çok istiyorsanız çağırırsınız medyayı, “Bu okulu veya hastaneyi ben yaptırdım” diye açıklama yaparsınız, amenna.

Giriş kapısının üzerindeki tabelada isminizin yazılı olduğu bir bina yaptırmak elbette müthiş bir hayırseverliktir ve bunun reklamını yaptırmak, başka insanların onurunu zedelemeyeceği, aksine diğer insanlara örnek teşkil edeceği için desteklenmelidir.

Fakat “yardım paketi” dağıtıp, ya da sözde “yardım yemeği” verip yoksul vatandaşın fotoğrafı eşliğinde bunun reklamını basında yaptırmak da neyin nesidir, inanın buna yıllardır hiçbir anlam veremedim.

Hatta baktım ki son dönemde bu işler Alanya’da yeniden hortlamaya, moda olmaya başlıyor, dün sabah sanal âleme peş peşe iki Twitter mesajı yollayıverdim.

Dedim ki…

“Alanya'da yoksula yardım edip objektife poz verme ve bunu da basına servis etme modası yeniden hortladı. Hayırseverliğinizi yiyeyim sizin!”

Şöyle devam ettim…

“Yine böyle sözde hayırsever haberi gelirse başlığına ‘Önce yardım paketi/yemek, sonra poz verdiler’ diye yazacağım. Demedi demeyin!”

Twitter mesajlarım eşzamanlı olarak aynı anda Facebook’ta da yayınlandığı için bu iki mesajıma inanılmaz destek geldi, bunun üzerine, “Demek ki pek çok vatandaşımız benim gibi düşünüyor” deyip mutlu oldum.

Örneğin, gazeteci ağabeyimiz Metin Erdem, “Yaz dostum, destekliyorum. Bu nedenle hayırsever/yardımsever lafını sevmiyorum. Sağ elin verdiğini sol el görmemeli” derken, Sema Tunç hanımefendi, “Yap valla yap” yorumu yaptı.

ALÇED Başkanı Şerefnur Kayhan ablamız, “Seçimler yaklaştığından olabilir mi acaba?” diye imalı bir yorumda bulunurken, Gülsemin Civan hanımefendi ise şu mesajı paylaştı: “Hayırsever/yardımsever lafını ben de hiç sevmiyorum. Oğlumu üniversitede okuturken kurumdan değil şahıstan burs aldım ama Allah razı olsun ki ne kendilerinden ne de başkalarının ağzından hiç bu iki kelimeyi duymadım. Kızım için de devletin kurumuna bağlı bir yöneticiden burs alıyordum, bu tarz bir konuşmasına şahit oldum, ikinci kez burs almadım, almıyorum çok şükür. Dönem dönem gücüm ve imkânım yettikçe ben de benim durumumdaki ebeveyn kadınların yanında olmaya çalışırım ama bunu bir ben, bir de Allah bilir. Bir yerde başkan, müdür veya işveren de değilim.”

Avukat Esra Kurt hanımefendi, “Medyatik yardımseverlik ve popülaritelerini artırma yarışında olanlar” yorumunda bulunurken, eski Alanya Vergi Dairesi Müdürü, çok kıymetli Ahmet Kutlu ağabeyimiz ise düşüncelerini şu şekilde paylaştı: “Biraderim, onlar hayırsever değil riyakâr. Gösteriş budalası. Gazali der ki; ‘Hayrı yapan değil alandır hayırsever. Çünkü aldığı dünyalığın yerine ahretlik verir. Hangisi daha büyük hayırdır?”

Uzun lafın kısası, pek kıymetli okuyucularım.

Hayır yapıyorsanız lütfen gizli yapınız.

Yoksa o işten size hiçbir “hayır” gelmez.