'İnançlı gençlik” ya da 'İnançlı toplum” sloganı, üzerinde durulması gereken bir konu. Her gencin ya da yetişkinin kendine özgü bir inancı vardır. Tabii ki, insan gençliğinde, bir biçimde, bir yerlerden, birçok şey öğrenir,...

“İnançlı gençlik” ya da “İnançlı toplum” sloganı, üzerinde durulması gereken bir konu.Her gencin ya da yetişkinin kendine özgü bir inancı vardır.Tabii ki, insan gençliğinde, bir biçimde, bir yerlerden, birçok şey öğrenir, öğrendikleriyle de bir inanca doğru yönelir.Burada inancın salt dinsel olması da söz konusu olmayabilir.Kişi, öncelikle dünyalı ve insan olmaya odaklanıp, bu ilkesel çizgide, belli bir bilgi birikimine ve kültüre sahip olması halinde, doğal olarak kendiliğinden bir inancın sahibi olur.İnançlı ve ilkeli dürüst bir insan olabilmek için, bir dini inanca odaklanması da gerekmez!Dünyada, çok farklı dinler ve de inançlar var.Bazı toplumlarda özellikle de batı Afrika ülkelerinde farklı kabilelerin farklı dinleri olduğunu biliyoruz.Dinler, insanın oluşumundan bu yana, Yaratılmış olan tüm değerlerin mükemmelliği karşısında, Yaradan’ı aramaya dönük bir olgu.İnsanların önceleri, hayvanlara, aya, yıldıza taptıklarını, sonrasında çok tanrılı dinler sürecinden tek tanrılı dinler sürecine geçildiği de tarihi bir gerçek.Bugün en güçlü dinlerin özellikle de Müslümanlıkla Hıristiyanlığın farklı mezhep ve tarikatlarla, değişik uygulamaların ve anlayışların var olduğunu da görüyoruz.Demek ki, bir gencin ya da bireyin bir inanç sahibi olması için, bir devletin ya da çevrenin hatta dünya görüşünün belli bir dayatma içinde toplumu bir yöne yönlendirme yerine, o toplumu, düşünmeye, araştırmaya ve tartışmaya yöneltmesi, bu yolla da, birey özgür iradesiyle bir inanca yönelebilmelidir.Dünyada inançsız bir bireyin olduğunu düşünemiyorum.Doğru veya yanlış, her bir bireyin bir inancı vardır.Ateistlerle, deistlerin de bir inancı vardır ve bu inanca da saygı duyulması gerekir.Burada önemli olan, bir inancın bireyi ya da toplumu nereye taşıdığıdır.Bu inançla toplum, ilerliyor, gelişip kalkınıyor ve insanın insanca yaşayabileceği, özgürlükçü, hoşgörülü barışın hakim olduğu bir ortam mı doğuyor, yoksa inançların bir biriyle yarıştırıldığı, insanların bir birini düşman gibi gördüğü bir ortam mı yaratılıyor?