Dünyada, Yaradan'a dönük arayışlara dayalı, sayısız inanç yani dinsel ritüel var. Afrika'da öyle ülkeler var ki, her kabilenin kendisine özgü bir dininden söz ediliyor. İnsan, ilk oluşumundan bu yana, yaradılışın mükemmelliği...
Dünyada, Yaradan'a dönük arayışlara dayalı, sayısız inanç yani dinsel ritüel var. Afrika’da öyle ülkeler var ki, her kabilenin kendisine özgü bir dininden söz ediliyor. İnsan, ilk oluşumundan bu yana, yaradılışın mükemmelliği karşısında, Yaradan’ı aramıştır. Evrenin büyüklüğündeki ihtişam, bu büyüklükteki çarkın işleyişindeki gizemler dizisi karşısında, insan aklı zavallılaşıyor. Çok daha somut olan, canlıların hatta insanın nasıl bir anatomiye sahip olduğunu, nasıl yaşamını sürdürebildiğini, bugünün bilimiyle az çok öğrenmemize karşın, daha bilmediğimiz bir sürü şeyin olduğu ortada. Böylesine mükemmel bir yapının ve bu yapı içinde var olan tüm canlı ve cansız varlıkların oluşturduğu dengeyi düşündüğümüzde, insan aklının zorlandığını görüyoruz. Dünyasal değil, evrensel boyuttaki bir büyüklüğün ya da yüceliğin karşısında, O na ulaşmak, O nunla dialog kurabilme hayalini kurmak bile, akıl ve mantık dışı! “Allah’la kul arasına kimse giremez” denilmesine karşın, Yaradan’la yaratılan arasına herkes bir biçimde girmenin hesabı içinde. İşin çok daha saçma yanı, Yaradan’la yaratılan arasına yatırlar bile sokulabiliyor! Tüm dinsel yönelişlerin özü, Yaradanı aramak, O’na öykünmek ve de yakarmak olduğuna göre, dinsel ve mezhepsel çatışmaların mantığını anlamak mümkün mü? Allah için savaşmak ne anlama geliyor? İnsan bir şeyi korumak ya da kollamak için savaşır. Böylesine yüce bir gücün korunacak ve kollanılacak hatta sahiplenecek nesi olabilir ki? Böyle bir yaklaşım içine girmek, bir anlamda Allah’a saygısızlık olmaz mı? Laiklik, dinle devlet işlerinin birbirinden ayrılması olduğuna göre, Allah’la kul arasına da girilmesinin doğru olmadığından söz ediliyorsa, bırakın insanlar Allah’a nasıl yönelmek istiyorsa öyle yönelsin. Devletin bir dini, bir mezhebi, daha doğrusu bir inanç biçimini dayatması kadar yanlış birşey olamaz. İnsan gençliğinde doğru yanlış bir sürü şey öğrenir ama bunlardan hangilerinin doğru ya da yanlış olduğunu ancak, belli bir olgunluk çağına geldiğinde anlar. Çocuklara şu ya da bu dini, mezhebi dayatmak ne ile izah edilebilir? Günümüzde en saygın dinlerin bile derinliğine inilmeye kalkıldığında dinden çıkılabileceği iddia edildiğine göre, küçük yaşta çocukları, belli doğmaların içine bıraktığınızda böylesine gizemlerle dolu bir okyanustan çocuğun sağlıklı bir biçimde çıkması mümkün mü? Laik bir toplumdan ve devletten söz edilmesine karşın, devletin laikliği günümüzde geçerli olsa da, bireyin laikliğinden söz etmek pek mümkün gözükmüyor. Zira her bir toplumun ve bireyin bir inancı var. Devletin yani devleti yönetenlerin, tüm inançlara karşı aynı mesafede durup, ülkenin ve ülke insanının dünyevi sorunlarıyla ilgilenmesi, uhrevi konuları yani ahireti de insanların kendisine bırakması gerekir. Din ve inançlar hatta belli kimlikler üzerinden siyaset yapmak, ülkelere ve de toplumlara karşı yapılmış en büyük kötülük oluyor. Zira, bireyler ve toplumlar, bu tür kutuplaşmalar yüzünden bir birine girip kan ve gözyaşıyla karşı karşıya kalıyor. Tanrı’nın kitapları, evrenin ta kendisi. Yani yaratılan herşey. Tüm canlı ve cansız varlıklar onun bir eseri, yani kitapları. Bu kitapları okumaya anlamaya ve yorumlamaya çalışan insan, bunu bilim yoluyla gerçekleştiriyor. Dogmalarla Yaradan’a ulaşmaya çalışmak, belki de Tanrı'ya giden yoldan ayrılma anlamına da gelebilir!