Belli ki 12 Haziran'a kadar tozdan, dumandan ferman okunmayacak. Aday listeleri konusundaki tahminler, yorumlar baş döndürücü, kafa karıştırıcı ve tutarsız… Bir yazarın yorumu, ötekininkini, nakzediyor! Listeler ve adamlar bana Churchill'in...
Belli ki 12 Haziran’a kadar tozdan, dumandan ferman okunmayacak. Aday listeleri konusundaki tahminler, yorumlar baş döndürücü, kafa karıştırıcı ve tutarsız… Bir yazarın yorumu, ötekininkini, nakzediyor!
Listeler ve adamlar bana Churchill’in sözünü hatırlattı. “Bazıları fikirleri gereği parti değiştirler… Bazıları da Parti değiştirince fikirlerini değiştirirler.” Şimdi, bazıları da, aday yapılmazlar veya birinci sıraya konulmazlarsa, Partilerinden istifa ediyorlar!
Şu sırada “vuralım” ama hakkını verelim; Recep Tayyip Erdoğan, söylemlerinde ve aday seçmekte tutarlı… Erdoğan’ın listesi aslında “tasfiye” değil, aday yapmadıklarını gücendirmeden, gereğinde kullanılmak üzere yedeğe almak… Buna karşılık Kılıçdaroğlu, rakiplerini ve partinin geleneksel temel ilklerini tasfiye etti… Arada fark var!
Şu sırada, bir İngiliz gazetesindeki karikatürü hatırladım: Tuvalet küveti üzerine oturmuş bir adam: Lejantı: ”Avam Kamarasında ne yaptığını bilen tek adam.” Teşbihte hata olmaz. Erdoğan başka; Erdoğan rakiplerinin aksine, ne yaptığını, ne yapacağını biliyor…
İmam Hatip belagatiyle konuşuyor. Hele ekseriya yaptığı gibi, etrafa öfke–şiddet saçmazsa, konuşmaları, etkileyici olabiliyor. Son veda konuşması, bizim hanımı bile etkilemiş. Halkı özellikle tabasını etkileyen Erdoğan, keşke kendisi, AKP yararı için, hep böyle konuşsa ama huy canın altında; yapamaz. Hele seçimlerden sonra AKP, gene az farkla da olsa kazanır ve iktidarını muhafaza ederse, “zafer” onu daha fazla ifsat edecektir. Erdoğan’ın “emeli” nedir? Aşikâr: “Tek Adam–Padişah olmak!”
“Tilki, tilkinin halini daha iyi bilir”... Benim de olağan referanslarımdan Hasan Cemal, “Erdoğan’ın kafası ne kadar berrak, önünü ne kadar görebiliyor?” diye soruyor… Ona göre, “Erdoğan’ın hedefi 2023’dür.” Cumhuriyet’in 100. kuruluş yıldönümünü iktidar dizginleri kendi elindeyken, temel sorunları çözülmüş bir Türkiye’de kutlamak ve tarihe böyle bir büyük lider olarak geçmek.” Başkanlık sistemi hiç kuşkusuz bunun için yatıyor Erdoğan’ın gönlünde. Aynen böyle. Seçim zaferiyle yapılacak “referandumda” Yeni Anayasa ile bu düzeni getireceği muhakkak!
Fakat bunu yapabilmesi için de Hasan’ın dediği gibi, 12 Haziran’da 367 ve üstünü yakalaması gerekiyor. Ama bu olsa da, 2012’de mi olur, 2014’te mi, Cumhurbaşkanı seçimleri var. Erdoğan’ın gönlünde yatan başkanlık sistemini gerçekleştirecek yeni anayasanın 2012’ye yetiştirilmesi mümkün olabilir mi? Çok güç.
O zaman da Hasan’a göre Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’nın mevcut yetkileriyle yetinip başbakanlık, liderlik koltuğunu bırakıp Çankaya’ya çıkmak isteyebilir veya Abdullah Gül’ün 2012’den 2017’ye kadar bir beş yıl daha Çankaya’da kalmasına kapıyı açar ve 2011’le 2015 arasında, kendi deyişiyle ustalık döneminde, Başbakan olarak Türkiye’nin temel sorunlarını çözerken başkanlık sistemini de gerçekleştirmek yolunu seçer mi?
Bir ihtimal daha var: Tayyip Erdoğan 12 Haziran’da seçimi kazandı ama 367 çıtasının altında kaldı. Bu durumda, eğer cumhurbaşkanı seçimi de 2012’deyse, Erdoğan ne yapar? İktidar dizginlerine şöyle ya da böyle veda etmeyi göze alarak, Cumhurbaşkanlığının bugünkü yetkileriyle “Çankaya’ya çıkmak” ister mi?
Bu “tilkiler” Erdoğan’ın kafasında dolaşır, kuyrukları biri birine değerken, Türkiye’nin halleri, geleceği nice olur? Dedim ya; neresinden bakarsanız bakın 12 Haziran’dan sonra meteoroloji tahmini “kasırgalar, depremler ve Tufan!”
Ve ben sorarım: Necip halkımız, oy sandıklarına bu “tufanın” idraki içinde mi gidecekler?
ANKETLER
Bazıları dürüst ve bilimsel, tarafsız kamuoyu araştırması kurumları, bazıları ise “paralı asker- yandaş” şirketler tarafından yapılacak kamuoyu araştırma sonuçları açıklanmaya başlandı. Seçimlerden bir gün öncesine kadar tahminler-anketler gırla gidecek… Bu açıklamalar seçmenleri etkiler, yönlendirir mi? Bir ölçüde de evet… Zaten erken açıklamaların amacı da bu! Ama iki ayda neler olmaz!
Ben bu anketlere, şüpheyle bakmışımdır. En azından yanılabilirler. Bunun bir örneği ABD’de 1948 Başkanlık seçimlerinde Harry Truman, Tom Dewey’le yarışırken, anketçiler, hatta ünlü Gallup, Dewey’in büyük farkla kazanacağını tahmin etmişlerdi. New York Times bile. Seçimin ertesi sabahı resmi netice belli olmadan “Dewey Muzaffer” manşetini atmıştı… Ama sonra, başkanlığı kazananın, hem de büyük farkla Truman olduğu anlaşılınca, anketçiler saklanacak yer aramışlardı. Bir köşe yazarı itiraf ediyordu: “Hepimiz, yorumcular, yazarlar ve politikacılar, hepimiz tamamen yanıldık… Ama tek kişi Harry S. Truman yanılmadı… Biz ona inanmadık, anketlere fazla inandık!”
Truman da “Sözde akıllı oğlanlar kazanamayacağımızı söylediler, bizi propaganda bombardımanına tuttular… Biz halka inandık, halk da bize!” diyecekti.