Arabamızı bıraktıktan sonra yolun sağında yer alan Kiraz Dağı'na tırmandık. Kiraz Dağı güney tarafında Syedra Çayı, kuzeyinde Dimçayı'nın kollarından birini fedakar bir annenin çocuğuna süt verdiği gibi bağrından doğaya...

Arabamızı bıraktıktan sonra yolun sağında yer alan Kiraz Dağı’na tırmandık. Kiraz Dağı güney tarafında Syedra Çayı, kuzeyinde Dimçayı’nın kollarından birini fedakar bir annenin çocuğuna süt verdiği gibi bağrından doğaya hediye eden oldukça büyük bir dağdır. Cebelireis’e göre biraz geri çekilmiş gibi duran bu muhteşem dağın güneyi Syedra deltasına b ağlanır. Dağın eteklerinden başlayarak Sapadere Köyü, Şıh Köyü ve Syedra beldesiyle birlikte denize komşuluğunu sürdürür. Cebelireis’ten sonra kuzey doğuya doğru devam edilince Kiraz Dağı, kuzey batıda Sivri Dağ ile güney batıda da Ladin Tepe’yle birbirine bağlanır. Ladin Tepe’nin güneyine doğru olan geniş ve sık meşelik dağ keçilerinin sıkıştıkça kaçık gizlendikleri yerlerden biridir. Bir de Ladin Tepe görüş alanı geniş olduğundan yangın gözetleme kulesini tepesinde taşır. Ladin Tepe ile Kiraz Dağı’nın birleştiği çatala yakın bir yerden çatalın hafif doğusundan Syedra Çayı doğar. Çayın doğdu kayalıktan neredeyse sakin ve sessiz devam ederken denize kavuşmak için sabırsızlanmış gibi Sapadere Kanyonu’nda coşarak homurtular çıkararak devam eder. Geçtiğimiz yıllarda Alanya Kaymakamı Sayın Hulusi Doğan’ın üstün gayretleriyle Sapadere Kanyonu insanların görüşüne sunulmuştur. Dimçayı’nın koluda daha önce anlattığım gibi Çakılmuhar denen yerden sessizce dağınık bir şekilde çıkar, Erik Hanı’nda Kuşyuvası Kanyonu’na dökülür. Gerek Erik Hanı, gerek Sapak Hanı mevcut karayolunun üzerindedir. Kiraz Dağı’nın tepesine ulaştıktan sonra planımız gereği ikiye ayrıldık. Sülo ile Ahmet zirvenin doğusundan aşağılara sarkacaklar, Hacı’yla bende zirvenin batısında çok fazla aşağılara sarkmadan Sivridağ ve Ladin Tepe’nin arkasını kontrol ettikten sonra tarihi göç yoluna kadar inip dağın ortasındaki Göbektaşı denen muhteşem avlığı dürbünleyip İncirkırı’ndan geri dönecektik. Öylede yaptık. Göbektaşı’ndan geri göndük, İncirkırı’nda tarihi İncir suyunda öğleyi yakaladık. Çayımızı içerken Ahmet’le Sülo’dan ilk tüfek sesini duyduk. Bulunduğumuz yer görüş alanı çok geniş bir yer olmamasına rağmen göz kulak olduk ama tekelere ait bir iz alamadık. Derken bir tüfek sesi daha seyrek aralıklarla ses beşe tamamlandı ve kesildi. Bizde toparlandık zirveye yakın bir yere çıkıp arkadaşları bekleyelim, ola ki birden fazla av vurmuşlarsa yardım talep edebilirler diye düşündük. Zirveye çıkarken Hacı bana Irgışın inini gösterdi. Irgış ölene kadar yıllarca bu dağlarda kanundan kaçak yaşamış Alanya Canavarı olarak ünlenmiş Hasan Yılmaz’ın yöresel adıydı. Ona köylüler Irgışın Hasan Ağa derlerdi.
DEVAM EDECEK