Yıllarca, futbol arenasının(!) en önemli sosyolojik gözlem alanlarından birisi olduğunu iddia ettim. Futbol izleyicisinin, en ilkel ve şovenist olanından tutun da, zekâ dolu mizaha kadar uzanan anlık tepkileri, davranışı bir laboratuvar ortamı...

Yıllarca, futbol arenasının(!) en önemli sosyolojik gözlem alanlarından birisi olduğunu iddia ettim. Futbol izleyicisinin, en ilkel ve şovenist olanından tutun da, zekâ dolu mizaha kadar uzanan anlık tepkileri, davranışı bir laboratuvar ortamı gibiydi. Maçların görüntülü basında en ince detayına kadar yorumcular aracılığıyla irdelenmesine başlamasıyla, işler daha da renklendi. Artık yalnız değildim, televizyon yorumcularının yönlendirmesi de devreye girmişti. Deney tüplerimin içinde bu kez onlar kaynıyordu; futbolcu, izleyici ikilisini yorumcular tamamlıyordu…
Bu yorumculardan birisi olan Rıdvan Dilmen zeki yorumlarıyla futbola ve futbolcuya bakış açımıza katkı verdi. Konuk alınmayan, sorulara yer verilmeyen ikili programında özgürce yorum yaptı. Şık giysiler içinde, düzgün ama yeri geldiğinde futbolcu jargonu ile kurduğu cümlelerle göz doldurdu. Futbol bilgisi ve önsezileri çarpıcıydı. Partneri Onay’ı bazen şaşırtacak derecede satır aralarına maço söylemler de sıkıştırdı.
Tarafsız yorumlarda bulunuyor gibi yaptı ama dengeleri de hep gözetti. Örneğin “sayın” diye anılan Fatih Terim’e hiç dil uzatmadı. Çünkü kendisi hala yalnızca “Rıdvan”dı… Aslında çok doğru bir futbolcu eskisi portresi verdi: Günlük konuları derinlemesine işleyecek denli eğitimli olmayan ama futbolun çok içinde; pozisyonunun gerektirdiği ağırlığı futbolcu ve teknik adama hissettirerek saygı bekleyen; “İnşallah” kelimesini cümle başlarında sürekli kullanan, futbolun yani “ayak oyununun!” içinden gelmiş bir insan…
Türk futbolu, geçmişin masum Spor Toto’sundan farklı olarak, dünyadaki benzerleri gibi sonuçlarıyla kumar oynanan bir oyun halini almıştı. Öyle bir kumar ki, zamanın muhafazakâr hükümeti bu “haram!” gelirlerle Türk sporuna maddi kaynak sağlıyordu. Yine dünyadaki benzerleri gibi Türkiye’de de büyük bir olasılıkla “maç kuran” çeteler vardı; bir de maç satın almaya çalışan masum(!) kulüp başkanları; amatör kümesinden en büyüğüne kadar... Dilmen de bir ara futboldaki şike haberleriyle zan altında kaldı, çabuk aklandı.
Derken son genel seçimler sonrasında düğmeye basıldı ve bilinen gelişmeler oldu; Aziz Yıldırım ve birçok isim tutuklandı… Rıdvangillerin kafası karışmış olmalıydı… Sistemin içindeki çatışmaları, çıkar kavgalarını algılayamıyorlardı. Magazin penceresinden gözlemledikleri Türkiye’deki dokunulmazlık ölçütlerinin değiştiğinin farkında değillerdi… Yine de Rıdvan Dilmen’i ayrı bir yere koyup bir şeylerin ayırımına vardığını zannediyordum…
Yanıldığımı daha sonra anladım… Rıdvan’ın bir özel televizyon kanalındaki “özel” davranışlarından sıkılmaya başladım… Van depremi sonrası tam da program başlarken “Bugün yorum yapmayacağım” deme özgürlüğünü doğrusu çok popülist bulmuştum. Keza Almanya milli maçının son dakikalarında seti terk etme kararını da. Bu “duygusallık” diye adlandırılan davranışlar hiç de profesyonelce yürütülen bir televizyon kanalına yakışmıyordu… Rıdvan kanalın üstüne çıkmıştı…
Dilmen’in kafası, Hırvatistan maçının 2. dakikasındaki yenilen golden sonra iyice karıştı. Gol sonrasında savunma yaptıkları için niteliklerini sergileyemeyen Hırvat futbolcuları beğenmediğini söyledi, sonra fikir değiştirdi. Baktı ki işler kötü gidiyor, isim vermeden Hiddink’e çakmaya başladı. Bizim takımımız bu değildi. Mantıklı oynamak bize göre değildi. Amiyane söylemek gerekirse biz “gazla” oynamaya alışıktık…
“Türkiye ekonomisi düzeldi, statlar yapıldı. Oynanan oyun buna koşut değil” dedi ilk önce. Kaleci Volkan’ın yuhalanması sonrasında aynı konuya yine geldi; “İlginç şeyler oluyor bu ülkede. Şahane stat yapanlar yuhalanıyor. Milli takıma yıllarca hizmet edenler yuhalanıyor”… Spiker sormadı ona: “Hırvat milli marşı okunurken seyircinin yuhalamasına ne dersin?” diye… Ya da ben sorayım sana Rıdvan: “O şahane stadı yapanlar aldırmadı mı Aziz Yıldırım’ı içeri?”…
Evet, Rıdvan, ciddi şeyler oluyor ülkemizde ama senin hala anladığın ölçekte değil. İzleyiciyi ulusal bütünlükten uzak olmakla suçluyor, milli maçları, örneğin Bursa’ya alınmasını öneriyorsun. Bursa’daki daha dün yapılan tezahüratı anımsamıyorsun… Bu ülkeyi dinsel ve etnik temelde sınıflandırıp parçalamaya çalışanların; biz ve ötekiler diye ayıranların o “şahane statları” yapanlar olduğunu bilmiyor musun Rıdvan? Her Anadolu insanı gibi senin futbolcunun da kafasını karıştıran, günlük yaşamında umutsuzluğa itip, mesleğine olan yoğunlaşmasını düşüren?
Hiddink, turnuvaya eşleri davet edilmedi, maç başına primleri az ödendi diye isyan eden ama çıkıp takır takır futbol oynayan Hollanda milli takım geleneğinin temsilcisidir. Hiddink’i suçlayacağınıza onu rica minnet iş başına getirenlere neden tek kelime laf etmezsiniz? Arda’nın sarı kart görüp Hırvatistan’a gitmemek için topu dışarı atışını “Çocuk haklı” diye nasıl nitelersin Rıdvan?
Evet, dostum, yayında da söylediğin gibi, “Çocukları” yani aslında tüm ülkeyi bu hale nasıl getirdiklerini konuşmalı… Ama seninle olmaz Rıdvan…