YAZARIMIZ Sami Çaycoşar, kaybettiğimiz Osman Mayatepek'i ve geçen yıl yayınladığı 'Dedem Enver Paşa' adlı kitabını 25 Ocak 2016 tarihinde 'Enver Paşa'nın torunu' başlıklı köşe yazısında anlatmıştı. İşte...
YAZARIMIZ
Sami Çaycoşar, kaybettiğimiz Osman Mayatepek'i ve geçen yıl yayınladığı 'Dedem Enver Paşa' adlı kitabını 25 Ocak 2016 tarihinde 'Enver Paşa'nın torunu' başlıklı köşe yazısında anlatmıştı. İşte o yazı:
Yeni Alanya ve Mehmet Ali Dim’in sosyal yönünün ağır basması sayesinde Kılıç Ali’nin oğlu Altemur Kılıç, Osmanlı'nın Maliye Nazırlarından, İttihat ve Terakki'nin önde gelen isimlerinden Cavit Bey’in oğlu rahmetli Şiar Yalçın ve Enver Paşa’nın torunu Osman Mayatepek’le tanışma onuruna sahip oldum.
Osman Mayatepek’in Alanya aşığı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Kale içinde konutu var.
Sık sık Alanya’ya gelir ve ülkenin tanınmış simalarını misafir edip onları ağırlarken, kimi etkinliklerine Alanyalı dostlarını da davet eder.
Bunlardan bazılarında eşimle birlikte ben de bulundum.
İlber Ortaylı’yı da böyle bir yemekte yakından tanımış oldum.
Açıkça söylemem gerekirse, Ortaylı’ya yakından tanımadan önce çok saygı duyuyor, değer veriyordum ama yakından tanıyınca, onu pek sevemediğimi söylemeliyim.
Nedeni de, dünyayı kendisinin yarattığını sanan kasıntılardan birisi gibi geldi bana!
Sanırım aynı ortamda birlikte olduğumuz Hilmi Tokuş da benimle aynı duyguları paylaşmış, Ortaylı ile vedalaşıp, tokalaşmadan oradan ayrılmıştık.
Bu yazımın asıl amacı Osman Mayatepek’in “Dedem Enver Paşa” kitabı.
Kitabın kapağının yan tarafına, yukarıdan aşağı sıralanmış üç kelimenin ne anlam ifade ettiğini ya da nasıl bir mesaj verilmek istendiğini Osman Bey'e sormanın pek doğru olmayacağını düşündüğümden, anlamını kendimce çözmeye çalıştım.
Başarıp başaramadığımı bilemediğimden, kitabı okuyacak olanları da etkilememek için, bu kitabın kapağına, bu üç kelimenin konmasının hangi anlama geldiğini, kitabı okuyanlara bırakmak istedim.
- Hayaller
- Efsaneler
- Gerçekler
Toplum olarak hayalci, aynı zamanda efsaneler yaratmada çok başarılı olduğumuzu, gerçekçilikle ilgili bir geleneğe pek sahip olmadığımızın altını özellikle çizmekle yetiniyorum!
Kitabın “İthaf” bölümünde “Bu eser, Türk ve dünya kamuoyunun yakından tanıdığı ama hakkında bilinmeyenlerin, bilinenlerden daha az olduğu kıymetli bir şahsiyeti; Enver Paşa’yı torununun dilinden anlatmak için yazıldı. Elbette her şeyi paylaşamadık, anlatamadık…" diye devam ediyor.
Burada paylaşılamayanların ve anlatılamayanların neler olduğunu ve neden anlatılamayıp paylaşılamadığını nasıl ben merak ediyorsam, okurların da merak edeceğinden adım gibi eminim.
Demek ki, yıllar boyu kurgulanan “HAYALLER” ve “EFSANELER” nedeniyle oluşan toplumsal hafızanın, olası tepkisinden duyulan kaygıyla, belli “GERÇEKLER” ortaya konamamış olmalı!
Değerli okurlar, Osman Mayatepek’in rahmetli Enver Paşa’nın torunu olması ne kadar önemliyse, büyük validesi Naciye Sultan’ın torunu olmasının da o kadar önemli olduğunu söylememizde yarar var.
Naciye Sultan Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecit’in torunu ve Şehzade Süleyman Efendinin kızıdır. Naciye Sultan’ın annesi de, Abhaz aristokratlarından Marşan ailesinden Barkanıpha Sabiha Sultan’dır.
Anadolu geleneğinde aristokrasinin bulunmamasının sıkıntısını toplum olarak çektiğimiz ortada.
Ama Osmanlı sarayından belli sayıda da olsa, aristokrat daha doğrusu bu kültürle yetişmiş belli değerlerin olduğu da bir gerçek.
Bana göre Osman Mayatepek, bu kültürle yetişmiş, ender değerlerimizden birisi.