Kıbrıs adasını, 1853 Rus savaşında, İngiltere, Osmanlı İmparatorluğuna yardım etme bahanesi ile kiralanmıştı. Bu kira süresi, 1. Cihan Harbi'nde Osmanlı'nın Almanya ile ittifak etmesine kadar sürdü. O zamanın cihan imparatoru...

Kıbrıs adasını, 1853 Rus savaşında, İngiltere, Osmanlı İmparatorluğuna yardım etme bahanesi ile kiralanmıştı. Bu kira süresi, 1. Cihan Harbi'nde Osmanlı’nın Almanya ile ittifak etmesine kadar sürdü. O zamanın cihan imparatoru olan İngiltere, Kıbrıs’ı ilhak etti. Bu suretle,Kıbrıs Osmanlı İmparatorluğundan çıkmış oldu.
İngilizler adaya Rumları doldurdular. Aradan geçen kısa bir süre sonra, Rumlar adanın tamamını ele geçirmek için çok acımasız hareket ederek Türklere karşı kıyama başladılar.
Durumun vahametini gören DP iktidarı, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu özel görevlendirmiş, böylece Türkiye, İngiltere ve Yunanistan arasında akdedilen Londra ve Zürih anlaşmaları kapsamında üçlü garantörlük kurulmuş oldu. Ne var ki, Rumlar Yunanistan’ın teşviki ile 1963'te tekrar harekete geçmişler, bir çok Türk’ü öldürmüşler ve adada terör estirmişlerdir. Başbakan İsmet İnönü’nün adaya çıkış yapmak için harekete geçmesi sonunda Birleşmiş Milletler'in araya girmesi ile adada kısmi bir sulh olmuştur.
Ta ki 1974 yılına kadar. Bu tarihte Rumlar yine saldırıya geçmişler ve katliama başlamışlardır. İşte bu ortamda Dr. Fazıl Küçük, Rauf Denktaş ve diğerleri Kıbrıs'ta Türk Mukavemet Teşkilatı'nı kurmuşlardır.
20 Temmuz 1974 tarihinde TSK'miz havadan ve denizden saldırıya geçmiş TMT de içerden her türlüğü desteği sağlamış ve bu günkü coğrafi kısmın kazanılmasında aktif rol oynamıştır.
Uzun süren diplomatik mücadelelerden sonra KKTC kurulmuş, ilk Cumhurbaşkanı da 13 Ocak’ta vefat eden Rauf Denktaş olmuştur.
Kısaca özetlediğim bu oluşum asla kolay olmamış başta Rauf Denktaş olmak üzere yiğit Kıbrıs Türklerinin göze göz, dişe diş mücadeleleriyle olmuştur.
Rauf Denktaş, Atatürk gibi büyük mücadeleler sonunda KKTC'ni kurmuş ve yine Atatürk gibi ilk Cumhurbaşkanı olmuştur.
Rauf Denktaş, Cumhurbaşkanı sıfatıyla istişarelerde bulunmak üzere sık sık Türkiye’ye gelerek zamanın devlet adamları ile bu arada Cumhurbaşkanları Süleyman Demirel ile de A. Necdet Sezer'le de görüşmüş, onlardan taktik almıştır.
Yani bu iki Cumhurbaşkanı ile birlikte olmuş karşılıklı birer kahve içmişlerdir. Bir ata sözümüzde “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır” sözü hâlâ geçerlidir.
Kıbrıs adasının sevilen sayılan, mütevazi kişisi Cumhurbaşkanı, 17 Ocak Salı günü büyük bir devlet töreni ile ebedi istirahatgâhına defnedildi. Türkiye’den Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Başbakan R.T.Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP lideri Devlet Bahçeli, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ve pek çok bakan ve milletvekilleri giderek cenaze namazını kılarak merhuma karşı olan son dini görevlerini ifa etmişlerdir.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Demirel ve Sezer’e haber göndererek birlikte Kıbrıs’a gitmek istediğini bildirmiştir. Bu davete Demirel de A. Necdet Sezer de olumsuz cevap vermişler, Abdullah Gül’ün eli havada kalmıştır.
Yazık, çok yazık.
Bir lidere karşı, bir Müslüman insana yapılacak dini görevi böylece yerine getirmemişlerdir.
Ne diyelim bu iki sabık Cumhurbaşkanı, çok büyük hata yapmışlar, bir dini görevden kaçınmışlardır.
Demek ki, bir fincan kahvenin bunların yanında kırk yıl hatırı yokmuş vesselam…