Onları gördüğümde gözlerime inanamadım. Yanında sekiz on yaşlarında biri kız biri erkek iki çocuğuyla turist bir bayan, Dim Çayından Tosmur'a doğru yürüyorlar, kıyıda buldukları plastik atıkları ellerindeki büyük mavi torbalara...
Onları gördüğümde gözlerime inanamadım.
Yanında sekiz on yaşlarında biri kız biri erkek iki çocuğuyla turist bir bayan, Dim Çayından Tosmur’a doğru yürüyorlar, kıyıda buldukları plastik atıkları ellerindeki büyük mavi torbalara dolduruyorlardı.
İlgiyle, merakla izledim onları bir süre. Sonra yanlarına gidip bunu neden yaptıklarını sordum.
Bozuk bir İngilizceyle yanıtladı beni bayan:
“Biz buraya tatile geldik. Alanya’nın temiz havasından, güneşinden, denizinden, kumsalından yararlanıyoruz. Yani tatil boyunca ondan bir şeyler alıyoruz. Ona bir şeyler verip borcumuzu ödemenin bir yolu olarak düşündük bunu.”
Bir turist düşünün, epeyce bir para ödemiş, iki çocuğuyla birlikte tatile gelmiş. Kendini Alanya’ya karşı borçlu sayıyor ve böyle bir eyleme girişiyor. Tembel tembel yatıp güneşlenecek yerde, iki çocuğunu da ardına takmış kıyı boyunca pet şişe ve kutu topluyor.
Kimin attığı şişeler bunlar? Çoğunluğu, iki adım ötedeki çöp kutusuna gitmekten üşenen bizim insanlarımızın.
Önce, iyi bir dünya yurttaşı olarak kutladım onu. Sonra da çocuklarına böyle bir alanda örnek olduğu için.
Biz genellikle ne yaparız?
“Baba, gazozum bitti,” diyen kızımıza ya da oğlumuza, boş şişeyi kenara bırakmasını söyleri. Kendi içtiklerimiz için de geçerli bu “Koyuver kenara,” önermesi.
Ya sonra?
Toparlanıp giderken unutuveririz o kenara koyuverdiklerimizi alıp 20-30 metre ötedeki çöp kutularına atmayı. Koyuverdiklerimizin bir öbeğini dalgalar alıp sürükler, bir öbeğiniyse rüzgâr savurur kumsalın dört bucağına.
Çevre kirliliğine katkımız bir yana, çocuklarımıza da kötü örnek oluştururuz.
Bu güzel kumsallar, bu masmavi, duru deniz babamızın malı değil ki onlara karşı böyle saygısızca davranalım. Hoş babamızın malı olarak görsek daha saygılı davranırdık her halde. Kimse tarlasında bahçesinde çöp bırakmaz. Kimse evinin önüne çöp atmaz. Kapısının önünün temiz olması için çaba harcar herkes.
Temizlik, bizim geleneğimizde vardır.
Vardır da, çevre temizliği konusundaki bu vurdumduymazlık nereden geliyor hiç anlayamıyorum.
Bir kitabımda (Atlantis’in Çocukları-2) öykünün kahramanları, bulundukları tatil sitelerindeki, tatil köylerindeki çocukları örgütlüyorlardı günde bir saat kıyıdaki atıkları toplamak için. Şöyle kabaca bir hesapla inanılmaz rakamlara ulaşmıştım. Düşünsenize, her tatil sitesinde on çocuktan, yüz tatil sitesinde bin çocuk eder. Yalnızca kendi sitelerinin önündeki atıkları toplasa bin çocuk, inanılmaz bir atık yığını elde ederiz.
O yaz, birkaç tatil köyünde, sitede çocukların böyle örgütlendiklerini duymuştum ama sonrasında ne oldu bilemiyorum.
Böyle bir iş için çocukları her yaz yeniden örgütlemek gerekmez mi?
Ya anne babaları kim örgütleyecek?