Bir asrın dörtte üçünü sollamak üzereyiz. Bir bayramı daha geride bıraktık. Geçen yıllara dönüp baktığımda… 'Neden günler çabuk geçti? Neden seneler birbiriyle yarıştı? Bir ömür dedikleri bu mu? Bu mu hayat? Bu mu yaşamak?...

Bir asrın dörtte üçünü sollamak üzereyiz.

Bir bayramı daha geride bıraktık.

Geçen yıllara dönüp baktığımda…

“Neden günler çabuk geçti?

Neden seneler birbiriyle yarıştı?

Bir ömür dedikleri bu mu?

Bu mu hayat?

Bu mu yaşamak?

Geçen seneler sanki dün gibi,

Neredeyse dün bir, bugün bir ömür bitti.”

Diyerek, bir ömrün ne kadar kısa olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

Geçmişime övgüler düzecek değilim.

Yermek için de bir neden yok.

Tabii ki benim de ayaklarımın yere değmediği dönemler oldu.

İyisiyle kötüsüyle, yanlışıyla doğrusuyla, bu hayat benim hayatım.

Kimi zaman, toplumun bir parçası olup, onlarla birlikte yürüdüm.

Kimi zaman, toplumdan kopup, ön saflarda koşuşturmaya başladım.

Kimi zaman, birilerinin peşine takıldım.

Kimi zaman, birileri benim peşime takıldı.

Hepsi masal gibi!

Şimdi ise yürümekte zorlanıyorum.

“Anılar yaşlıların bastonudur” denir.

Ben de bastona dayanmak isterim ama, günümüz gençliği bastondan fazla hoşlanmıyor.

Bir anılara, bir de anıları anlatana bakıp, bıyık altından gülüp geçiyorlar!

Bu konuda benim en büyük düşmanımın, gazetemizin Genel Yayın Müdürü Ferit Kesen olduğunu söylemeliyim.

Diğerleri mi?

Onlar, içten içe gülseler de, en azından dinleme nezaketi gösteriyorlar.

İnanın, Ferit Kesen yüzünden kimseye anılarımdan söz edemez oldum.

Yani bastonsuz kaldım!

Bugünlerle ilgili olarak bir şeyler söylemek gerekirse.

Her anlamda rezalet diyebilirim.

Herkes birbirinin kuyusunu kazıyor.

Toplumsal kutuplaşma tavan yapmış durumda.

Ülke ve ülke insanını düşünen yok.

Düşündüklerini iddia edenler de, kendi mensup oldukları kutbun, ne pahasına olursa olsun, her alanı ele geçirmesini, bu yolla da kendileri de, şu ya da bu biçimde, bir köşeyi tutma peşinde.

Siyaset mi?

Toplum olarak, siyasetin ne olduğunu henüz özümseyip benimseyebilmiş değiliz.

Tıpkı, demokrasiyi özümseyemediğimiz gibi.

Siyasetle haşır neşir olmam 1960’larda başladı.

O tarihten bu yana değişen bir şey yok.

Siyasi kutuplaşmalara dayalı parti fanatizmi almış başını giderken, kavgalar çok daha acımasız ve de çirkin bir boyut kazandı.

Siyasi hayatımızdan kimler geldi kimler geçti.

Hayat su gibi akıp gidiyor.

Her gün binler ölüyor, binler doğuyor.

Her alanda teknoloji gelişip değişiyor.

Ama toplumsal alışkanlıklar, tarihin derinliklerinde kalmış ezberler, örfler, adet ve gelenekler hatta inançlar aynı şekilde devam edip gidiyor.

Yüz yıllar boyu, papağan gibi ezberlediklerimizi seslendirmekle meşgulüz.

Ezber bozanlarla, ezber bozmaya kalkanlar ise, toplumsal baskı karşısında dut yemiş bülbüle döndü!

Yarınlarda ne mi olur?

Ne olacağını bilemem ama göremeyeceğim gelecekten, umutlu olmadığımı söyleyebilirim!