Doğrudur, ben de birçok insan gibi baba parasıyla büyüdüm… 12 yaşında gurbete, okumaya gittim. Sınavla kazandığım maarif okulunun hazırlık sınıfındaki harçlığım haftada beş liraydı. Anadolu'nun dört bir tarafından gelmiş zeki...
Doğrudur, ben de birçok insan gibi baba parasıyla büyüdüm…
12 yaşında gurbete, okumaya gittim. Sınavla kazandığım maarif okulunun hazırlık sınıfındaki harçlığım haftada beş liraydı.
Anadolu’nun dört bir tarafından gelmiş zeki ve çalışkan öğrencilerdik. Haliyle eğitim düzeyimiz çok yüksekti. Kaliteli okulumuz bize kendimizi özgürce ifade edecek eğitim ve gelişim olanağı sundu. Yaşama hazırladı.
Yatılı okulda takma isimler vardır. Benimki “Alanyalı”ydı. Sonradan hesap düzleşti; yalnızca “Alanya” diye anılmaya başlandım. Nasıl bir aidiyet duygusu ile o yaşlarda şehrimi anlatmaktaysam, hocalarım bile “Alanya” der, adımı bilmezdi…
Üniversitede de baba parasıyla okudum… Babam demişken; Alanya’nın en eski avukatlarındandı. Mesleğinin ve anasından miras kalmış Oba’daki, 'hala duran!' portakal bahçelerinin geliri ile bizleri okuttu.
Baba bir adamdı. Ahlakı ve dobra sözlülüğü ile tanındı. Avukattan ziyade Ombudsman (ara bulucu) gibiydi. Misal; hem Kestel kasabasının hemen her gencinin bir dönem çalıştığı Alantur Oteli’nin, hem de işçilerin bağlı bulunduğu Oleyis sendikasının avukatıydı. Maaş artırımlarında son sözü babam söyler, Kestellinin duasını alırdı!
Uzun dönem askerlik, İstanbul’da bir süre çalışma vesaire derken 1986 yılı sonunda Alanya’ya döndüm. 1987 yılında yine babamın parasıyla, doktor olan eşim tıbbi tahlil laboratuvarını, ben de muayenehanemi açtım.
Sonrasında duralım; baba parası yok artık…
Yerli ve yabancı binlerce hastaya baktım. İnsanları sağlığına kavuşturdum. Ağrılarını dindirdim. Onların diş estetiğini sağladım. Yıllarca Diş Hekimleri Odası temsilciliği yapıp, mesleğimin onurunu şehirde yüksek tutmaya çalıştım.
Bana fiziksel deformasyonlara mal olsa da emek yoğun olarak çalışmaktan, bir şey üretmekten büyük haz aldım. Üretimden gelen kazancın kutsallığını tattım. En büyük maddi sorunlarımı, emek yoğun çalışmayan, yüksek kar marjı ile gelir sağlayan hasta gurubu ile yaşadım!
Sosyal medya icat olunca bütün profil fotoğraflarımın altına övünçle diş hekimi yazdım. Yani mesleğimi sözde, “öylesine bir titr olarak kullanıp”, yapmamazlık etmedim… 64 yaşındayım, hala çalışıyorum
Mesleğimi topluma hizmet için bir fırsat olarak gördüm. Mesleğimi yücelttim, meslekte en üstün ahlak standartlarını geliştirmek ve uygulamak için gayret sarfettim. Yabancı hasta gönderme karşılığı bana komisyon (hadi rüşvet diyelim!) teklif etmeye kalkanların canlarına okudum…
Mesleğimdeki başarılarım ve sosyal yaşamdaki girişkenliğim bana tanınırlık sağladı. Bu durum beni “şımartmadı”, “egomu yükseltmedi”, “kibirimi artırmadı”. Genetik olarak ailemden ahlaki bir geçişim vardı. Buna, mesleki üretimimin uzun yıllar boyunca sağladığı doygunluğun eklenmesi, bana “sindirilmiş” bir güç kazandırdı. Hiç “Hazım” sorunu ve “güç zehirlenmesi” yaşamadım yani…
Hem, eğer yüklendiğimi varsaydığım sözümona güçle bir “tiran” gibi davranmaya kalksaydım arkadaşlarım, yoldaşlarım beni yaşatmazdı. Hep denir ya, “çevrendeki beş kişinin ortalaması kadarsındır” diye; işte o hesap. Hemen burnumu sürter, beni yola getirirlerdi… O zamanlar öyleydi…
Dünya malını artırma adına “tok”, yaşamımı anlamlı kılma adına “açtım”. Açlığımı giderme adına hobiler edindim, sosyal aktivitelerde yer aldım. O yıllarda Alanya’nın en büyük sorunu yine(!) çevreye ilişkin olanlardı. Bununla ilgili mücadelem daha Alanya’ya gelmeden, 1985 yılında başlamıştı; 35 yıl önce!
Yan uğraşılarımdan, hobilerimden elde ettiğim övgü bana yeterli tatmini sağladı. Kendimi siyaset gibi bambaşka alanlarda kanıtlamak durumunda bırakmadı.
Yıllar içinde karakterimi belirledi. Beni, başkalarının kazançlarında gözü olmayan, “doygun” bir insan yaptı. “Akçeli iş ortaklıkları kurmadım…”
O yıllarda henüz başlamış olan, “Alanya’nın talan edilerek gelir kazanma” alçaklığına hiç girişmedim. Şehrin doğallığının korunması, yarınlara; barındırdığı tarihi, kültürü ve doğasıyla taşınabilmesi adına 1989 yılında Yeni Alanya Gazetesi’nde yazmaya başladım… Hala yazıyorum.
Yazılarımdan oluşan beş kitap yayımladım. Başından beri içinde olduğum Alanya Uluslararası Triatlon organizasyonunun ilk yıllarını yazdım. Daha da detaylı olarak, özellikle Cumhuriyet Gazetesi arşivini kullanarak Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun 50 yıllık tarihini yazdım.
Elimde üç adet kitap çalışması var. Birisi ilginç; yıllar boyunca kara kaplı (hepsi kara değil!) defterlerime aldığım notları toparlıyorum. Yazıldığında Alanya’nın bir başka yakın tarihi de ortaya çıkacak. Kitabın adı için üç seçenek arasında bocalıyorum. Bunlar: 1- Pandora’nın Kutusu Açılınca. 2- Aaa Kral Çıplak mıymış? 3- Herkesin Bildiği Büyük Sırlar.
Neyse; 14 Şubat Sevgililer Günü için yazmak varken, oturup kendimi neden anlattıysam…