Alanya’nın il olma potansiyeli ve beklentisi, bölge gündemindeki tazeliğini korurken, konunun sadece idari bir tabela değişiminden ibaret olmadığını görmek gerekiyor.

Bir ilçenin il statüsü kazanması; yalnızca bütçesinin artması veya resmi kurumların isim değiştirmesi demek değildir. İl olmak, kaçınılmaz bir nüfus artışını, yoğun bir ekonomik hareketliliği ve beraberinde büyük bir mekânsal dönüşümü getirir. İşte tam bu kırılma noktasında, sürecin sessiz ama en kritik aktörleri sahneye çıkıyor: Şehir plancıları.

Bir kentin "il" unvanı aldığında kontrolsüzce büyümesi ile vizyoner bir metropole dönüşmesi arasındaki ince çizgi, plancıların çizeceği haritalarda saklıdır.

İl statüsüyle birlikte Alanya’ya akacak olan yeni nüfus; konut, ticaret ve sanayi alanlarında devasa bir talep yaratacaktır. Bugünden önümüzdeki 50 yılı öngöremeyen bir anlayış, Alanya’yı betonlaşmış ve nefes alamayan bir kördüğüme çevirebilir.

Şehir plancıları; çevre illerle entegre, kendi mahalleleri arasında akıcı bir ulaşım ağı kurgulayarak, toplu taşıma ve lojistik hatları il ölçeğine taşımak zorundadır.

Su, kanalizasyon, enerji ve atık yönetimi gibi temel altyapı ihtiyaçlarının yer seçimi, kentin gelecekte yaşayacağı olası krizlerin önüne geçebilmek için bugünden doğru planlanmalıdır.

İl olmanın getirdiği Valilik, İl Emniyet Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü gibi dev idari binaların nerede konumlanacağı hayati bir karardır.

Yanlış yer seçimi, mevcut şehir içi trafiğini tamamen felç edebilir. Plancılar, bu idari komplekslerin yanı sıra bölge hastaneleri, üniversite kampüsleri, stadyumlar ve kültür merkezleri için erişilebilir ve genişleme kapasitesi olan doğru arazileri tahsis ederek kentin omurgasını oluştururlar.

Öte yandan, Alanya’nın mevcut ekonomik motorları olan turizm ve tarım, kentleşme baskısına kurban edilmeyecek kadar değerlidir.

Doğru planlanmış bir şehir yapısı; bir yandan Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) ve yeni turizm alanları ile ulusal ve uluslararası yatırımcılar için cazip bir liman oluştururken, diğer yandan mevcut potansiyeli korur. Şehir plancısının çizeceği net sınırlar; tıkandıkça genişleyen değil, kaynaklarını koruyarak kendi kendine yeten sürdürülebilir bir kent yaratır.

Geleceğin Alanya’sı, sadece büyüyen değil, aynı zamanda afetlere karşı dirençli bir kent olmak zorundadır. Coğrafi Bilgi Sistemleri ve mikro bölgeleme verileri ışığında; deprem, sel ve heyelan risklerinden uzak, güvenli gelişim alanları belirlemek plancıların birincil ödevidir.

Kentleşme baskısı altında ezilme riski taşıyan tarım arazileri, su havzaları ve ormanlık alanlar ancak tavizsiz bir imar vizyonuyla korunabilir.

Özetle; Alanya’nın il olma vizyonu, masada kâğıt üzerinde bir kararla başlasa da sahada şehir plancılarının cetveliyle hayat bulacaktır. Gelecek nesillere kimliğini kaybetmemiş, altyapısı güçlü, güvenli ve estetik bir il bırakmak istiyorsak, bu süreçte bilimsel kent planlamasını ve plancıların sesini merkeze almak bir tercih değil, zorunluluktur.