PKK'nın sekiz kamu görevlisini serbest bırakmasından, insan rahatsızlık duyabilir mi? Sekiz yiğit delikanlımız, ölmüş ya da öldürülmüş olsaydı daha mı iyiydi? Bir de bunların, analarını, babalarını, eşlerini, dostlarını, akrabalarını,...
PKK’nın sekiz kamu görevlisini serbest bırakmasından, insan rahatsızlık duyabilir mi?
Sekiz yiğit delikanlımız, ölmüş ya da öldürülmüş olsaydı daha mı iyiydi?
Bir de bunların, analarını, babalarını, eşlerini, dostlarını, akrabalarını, çocuklarını düşünün!
Bu olay nasıl gerçekleşmiş olursa olsun, alınan bu neticeden, vicdanı olan herkesin sevinmesi gerekir.
Kan davasına dayalı bir ilkellik içinde, onur ve gurur meselesi yaparak, hamasi çıkışlarla, vatan ve millet aşkından söz ederek, terörün sonlanmasına karşı çıkmak akıl kârı değil.
“Ateş düştüğü yeri yakar” demiş atalarımız.
Ateşin düşmediği yerden, yangını seyrederken, ateşin içinde yer alanların çektiği acıyı anlamak mümkün mü?
Savaştan sürekli söz edenler, savaş çığırtkanlığı yapanlarla, savaşı çıkaranlar, savaşın dışında duran ve savaşlardan şu ya da bu biçimde parsa toplayanlar, dışarıdan gazel okumayı ve de sürekli yiğitlenmeyi severler!
“Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” lafı, insanların ölmesinden rahatsızlık duymayanların ve yığınları ölüme sürükleyenlerindir.
“Şehitler ölmez, vatan bölünmez.”
Şehitler maalesef ölüyor.
Öldüklerini de, bal gibi herkes biliyor!
Vatansa, koskoca Osmanlı vatanı paramparça oldu.
Bugünkü Türkiye bölünür mü derseniz, bana göre mümkün değil.
Belçika’ya bir bakın.
Volanlarla, Filamanlar arasındaki çelişkide, ekonomik yönden güçlü olan bölünmeyi isterken, biz hala yoksul Kürt halkının bölünmeyi istediği iddiasındayız!
Bazı fanatik Kürtlerin dışında, aklı başında bir tek Kürt bile bölünmeyi istemez.
PKK bile bölünmeden söz etmezken, biz Türkler, siyasetin hamasetiyle, halkımıza bölünme korkusunu pompalamakla meşgulüz!
Tıpkı, geçmişte Komünizm umacısıyla bu halkı korkuttuğumuz gibi, şimdi de, “Ülke bölünüyor” “Şeriat geliyor” diye halkı korkutarak, siyasi rant peşinde koşup, toplumu birbirine düşman etmekle meşgulüz.
Bu düşmanlıklardan en çok zarar görenler de gençlerimiz.
Gençlerin duygularına hitap edip, onları soyut kavram ve sloganlarla şartlandırıp, ölmeye ve öldürmeye sürükleyen vicdansızların vicdanları sızlamadıkça, her alanda bu tür kutuplaşmalar devam edip gideceğe benziyor!