Büyük Devlet Adamı, cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk ordusunu her vesile övmüş, ordusuna güvenmiş, ordusunu siyasetten uzak tutmuştur. Çünkü, o biliyordu ki, ordu siyasete bulaşırsa, asli görevini yapamaz duruma düşer...

Büyük Devlet Adamı, cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk ordusunu her vesile övmüş, ordusuna güvenmiş, ordusunu siyasetten uzak tutmuştur. Çünkü, o biliyordu ki, ordu siyasete bulaşırsa, asli görevini yapamaz duruma düşer ve milletinin sevgisini kaybeder. İstiklal savaşı süresince ordu ve kolordu kumandanları aynı zamanda TBMM üyesi bulunuyorlardı. Savaş sona erince, Atatürk bu askeri erkana 2 seçenekten birini seçmelerini önermiştir. Bu öneri üzerine, kimi askerler siyaseti tercih etmiş, kimileri de askeri görevinin başında kalmayı yeğlemiştir. Merhum Mareşal Fevzi Çakmak, ordunun başında kalarak bu görevini 22 yıl sürdürmüştür. Atatürk niçin askeri erkanı siyasetten uzak tutmak istemiştir? Çünkü, O büyük asker, Rumeli illerinin elden çıkmasında ordunun siyasete bulaşmasının sebep olduğunu görmüş ve yaşamıştır. Dünkü vilayetimiz olan Bulgar ordusu karşısında koskoca Osmanlı ordusu yenilmiş ve böylece milyonlarca Rumeli’nin Türk halkı perişan bir vaziyette göçe mecbur edilmiştir. 14 Mayıs 1950 seçiminde DP, 27 yıllık CHP iktidarını devirmiştir. İktidarı devralan DP, ülkede ekonomik hamlelere başlamış, halkımız çarıktan ayakkabıya geçmiş, aşar vergisi kaldırılmış, ülke baştanbaşa şantiye olmuş, önce Seyhan Barajı inşa edilmiş ve millet demokrasinin erdemine kavuşmuştur. Öteden beri, Türk milletini cahil, aklı ermez bir avam olarak görenler, bu gelişmeden memnun olmamışlar, türlü bahaneler icat ederek orduyu, üniversiteleri, yargı mensuplarını kışkırtarak DP’nin bu hamlelerini engellemeye çalışmışlardır. Meclis çalışmalarında her gün bir bahane ile kavga, gürültü çıkarılmış, DP’yi etkisiz duruma düşürmeye gayret etmişlerdir. Basın ise CHP’nin güdümünde olarak her olayı abartarak yaymıştır. Diğer taraftan, fısıltı gazetesi yalan haberlerle halkın beynini yıkamış, DP’yi en seviyesiz bir şekilde kötülemiştir. 14 mayıs 1950’den 27 mayıs 1960 tarihine kadar tam 10 yıl eski Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı, Milli Şef İsmet İnönü, İstiklal savaşının batı cephesi kumandanı sıfatıyla Ordumuzun üzerindeki saygı ve itibarından yararlanarak, meclis içinde ve dışında halkımızı ve ordumuzu kışkırtacak söylemleri irad etmiştir. Güney Kore, üniversitesinde öğrencilerin eyleme kalkışmalarını örnek göstererek “Türk gençliği, Kore gençliğinden daha az itibarlı değildir” diyerek gençliğin sokağa dökülmesine, mecliste DP sıralarına dönerek “Şartlar tamam olunca ihtilal mubah olur” söylemi ile TSK’ya yeşil ışık yakmıştır. Ve en önemlisi, yine mecliste DP’lilere hitaben “Sizi ben bile kurtaramam” demiş ve DP’lilerin 27 mayıs sabahı teker teker yakalanarak Yassıada’ya gönderilmesinde sessiz kalmıştır. Olayların gittikçe büyümesi ve önlenemeyecek seviyeye geldiği o karanlık günlerde rahmetli Menderes “Benim ne Mussolini gibi kara gömleklilerim, ne de Hitler gibi SS’lerim var, fakat bütün bir millet arkamdadır” diyerek ulusuna güvendiğini ifade etmiştir. Ne yazık ki, güvendiği milleti O’nu ve kader arkadaşlarını yalnız bırakmış, acısını içine sindirmiştir. İstanbul ve Ankara üniversitelerinin hoca ve öğrencileri, her küçük olayı büyüterek sokağa döküldükleri gibi ihtilal yapan subay ve komutanları övmüşler, DP’yi ise şu sözlerle gayrimeşru olarak tanımlamışlar, hatta seçimle geldiklerini bile gale almayarak şöyle bir iddiada bulunmuşlardır: “DP gayrimeşrudur, siz ise meşru direnme hakkını kullandınız. Anayasa dahil bütün hukuki mevzuatı değiştirip yeniden hukuk vazedebilirsiniz. Buna yetkili meşru bir güçsünüz.”
İşte çocuklarımızı teslim ettiğimiz profesör olmuş hocalar ihtilalı yapanlara karşı bu şekilde yaklaşmışlardır. Bu halleri maalesef her dönemde yeniden hortlamıştır.
27 mayıs 1960 tarihine doğru, yukarıda da değindiğim gibi yazılı basın ve bilhassa daha etkili olan fısıltı gazetesi, yalan ve abartılı haberlerle milletin beynini yıkamış, adeta DP’yi düşman yapmıştır. Hiç unutmam, bir akşam Ayancık’ta lokalde otururken, o sırada İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuyan F.Ö. lokale geldi. Hepimiz merak içinde İstanbul’da meydana gelen talebe olaylarını ve bu olaylar karşısında emniyet teşkilatının davranışlarını öğrenmek istedik. Bu zat, uzun süre hukuk fakültesinde okumak istemiş ve neticede mezun olamamış ama sonradan 2 dönem CHP milletvekili seçilmiştir. İşte, bu şahsın gözümüzün içine bakarak anlattıkları:
“Gözümün önünde onlarca çocuğu tanklar ezdi, ölülerin etleri et ve balık kurumunun kıyma makinelerinde kıyma yapıldı, polis öğrencilere karşı çok sert hareket ediyor.”
Bu gibi daha bir çok yalan haberleri bize anlattığı gibi elbette Ayancık halkına anlatmıştı. Bu gibi yalan haberlerle halkımız DP’ye karşı duyarsız hale getirilmiştir. O nedenle Menderes ve arkadaşları idam edilirken boş gözlerle sessiz bir şekilde seyretmişlerdir.
İhtilalı yapanlar, önceleri “Biz bir şey istemiyoruz” dedikleri halde hepsi de “Daimi senatör” olarak 12 Eylül 1980 tarihine kadar 20 yıl senatoda lök gibi oturmuşlardır. Evren paşanın yaptığı en hayırlı işi budur ve hem senatoyu kapatmış, hem de bu zatları dışlamıştır.