Kültürlerin günümüze kadar ulaşabilmesi bazı bilgilerin taşa yazılmış olmasındadır. Kültürel mirasın değeri, ruhu ve dili vardır; tabi anlamak isteyene! Ne yazık ki; iç ve dış göçler ve turizm hareketleri, kültürlerin zarar görmesinin...

Kültürlerin günümüze kadar ulaşabilmesi bazı bilgilerin taşa yazılmış olmasındadır. Kültürel mirasın değeri, ruhu ve dili vardır; tabi anlamak isteyene! Ne yazık ki; iç ve dış göçler ve turizm hareketleri, kültürlerin zarar görmesinin önemli nedenlerindendir. Sermayenin kürerselleşmesi ve halklar üstünde baskı kurması, “toplumsal yabancılaşmayı” hızlandırır.Görgüsüzlüğü ve “ben yaptım oldu, bitti”ciliği önlemenin tek yolu sahip olunan değerlerin kıymetini bilmek, sevmek ve bilgiyi kullanmaktır. Almanya’da eğitim görmüş, yıllarca çalışmış bir doktor ağabeyimiz Akseki-İbradı’da yaptırmış olduğu evin mimarisi hakkında düşüncelerimi öğrenmek için beni İbradı’ya götürmüştü. Dik çatılı, sahanlığı, eyvanı olmayan çevreye yabancı ve gözü rahatsız eden formuyla rezil bir yapıydı. Ülkemizde Almancı işçilerimizin yaptırdığı evlerin, yöre dokusuna uygunluğu tartışma konusudur. Karadeniz’in doğal dokusunun tahribinin bir nedeni de toplumsal yabancılaşmadır.Sonradan Türkiyeli olanlarda da durum pek iç açıcı değildir. Teras çatısını bahçeye dönüştürdüğüm yapıya çatısı yok diye belediye güçlük çıkarmıştı. Aynı bina bir Rus’a satılmış. Şimdi beşik çatı ve içine birkaç oda ilave ediliyor. Bir başka Danimarkalı bayan mutfak balkonuyla salon balkonunu; bırakın mimarından izin almayı komşularına bile danışmadan, birleştirdi. Ülkede Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu var, kanunu uygulayan var mı? Kestel’de bahçeli ev yapmak isteyen bir Hollandalı’ya 2 kat 210 m2 yapı yapma hakkı olduğunu anlattım. Gidiş o gidiş; şimdi 600 m2’lik bir evde yaşıyor. Projelerin yasal sınırları zorladığını düşünmüyorum ancak uygulamaların nasıl bu denli proje dışı gerçekleştiğini kent zorbalarına sormak lazım!Paralarının gücünü avantaja çevirmek isteyen yeni Alanyalılar “toleransımız nedir?”e göre tavır alıyorlar. Kendi ülkelerinde yapamayacakları davranışların cesaretini kimlerden alıyorlar? İşte bu konuda kendimizi sorgulamalıyız. Gürültü yapmak, çıplak çıplak mahalle aralarında dolaşmak, tasmasız, maskesiz köpek dolaştırmak; say say bitiremezsin. Kendimizi sorgulamalıyız ve görev ihmali yapanların da peşine düşmeliyiz. Yani üzüm yiyen ayıyı pekmez çıkarıncaya kadar kovalayacağız. Yazıyı küçük bir alıntıyla bitirelim. 2400 yıl önce Platon “Devlet” isimli eserinde konu nasıl ele alınmış? “Bir sitede sefil, dilenen kimseler gördün mü bil ki orada göze görünmeyen hırsızlar, yankesiciler, tapınak soyan dinsizler ve benzeri suç ustaları da vardır. O halde; bir sitede zenginlik ve zenginler el üstünde tutulunca, erdem ve erdemli insanlara değer verilmez.” “Üstünde tepinilen kent” Platon’un belirttiği kentliye sahip alandır. Yazının Alanya ile ilgisi yoktur…