Günümüzün Marksistleri, solcuları, sosyal demokratları bir gerçeği görmüyorlar ya da görmezden geliyorlar. Marksizm'in temel öğretisinde, toplumsal gelişim ve değişimin belirleyici unsuru üretim güçleridir. Üretim güçleri üretim...

Günümüzün Marksistleri, solcuları, sosyal demokratları bir gerçeği görmüyorlar ya da görmezden geliyorlar.

Marksizm’in temel öğretisinde, toplumsal gelişim ve değişimin belirleyici unsuru üretim güçleridir. Üretim güçleri üretim ilişkilerini, üretim ilişkileri de üretim biçimini belirler. Yani altyapı üstyapıyı şekillendirir. Altyapının da ekonomi olduğunu bilmekte yarar var!

Üstyapı şekilcilik ya da biçimsellik olduğuna göre, görselliğin dışında bireye ve topluma en azından ekonomi anlamında bir katkısı olmaz.

Sol, düşünsel zenginlik ve felsefi bir açılımdır. Solun 1800’lerdeki sınıfsal çelişkiye dayalı strateji ve taktikleriyle, kolektivist ekonomik modeli ve de proletarya diktatörlüğü yaklaşımı salt o yılların somut koşullarına göre üretilmiş bir mücadele biçimi, özellikle de taktiğiydi. Bugünün dünyasında bunlar çok gerilerde kaldı. Ama bugün Marksizmin felsefi boyutu hala geçerliliğini korumakta ve bugün kendilerini solcu olarak kabul eden herkesin her tür baskıya rağmen bu felsefeyi savunması ve topluma yayması gerekmekte.

Dogmatizmin peşinde koşanların toplumu doğmalarla ve belli ritüellerle kucaklamasından rahatsız olanların, farklı dogmalarla, hatta belli tabular yaratıp, yarattıkları bu tabulara tapınarak ilericiliğe soyunmaları kadar komik bir şey olamaz.

Dün Atatürk’ü ilerici ve devrimci olarak görmeyenlerin, bugün Atatürk’ün arkasına sığınarak siyaset sahnesinde yer almaları ya da meydanlara doluşarak Atatürk’ün sivil değil, kalpaklı ya da asker kıyafetindeki posterleriyle mitingler yapmaları çok anlamlı!

Bu konularda Marksist bir usta bakın ne demiş:“Bir takım sözde Marksistler manifestoya dindar bir tutucunun İncil’e yaklaştığı gibi yaklaşırlar.Marx ve Engels hiçbir zaman tarihin geleceğini çizmeyi ve gelecek sosyalist kuşakları bağlayıcı bir dizi doğma (dar kalıplar) sıralamayı düşünmediler. Manifestoda da görülen bir tarih kuramıdır, insanların davranış ve düşüncelerini son çözümde hayatlarını kazanma biçimlerinin belirlediğini kabul eder böylece her toplumun temeli onun ekonomik yapısıdır ve bu yüzden de tarihin itici gücü ekonomik değişmedir. Üretim güçleri, üretim ilişkileri ve biçimi toplumun ne yapması gerektiğini ortaya koyar."Son yıllarda, sol öğretiye dayalı okuma alışkanlığı büyük ölçüde ortadan kalkmış, günlük kısır siyasi tartışmalar üzerinden siyasi kamplaşmaların sığlığında, çağdaşlık ya da gericilik tanımlamalarına dayalı kamplardan birinde yer alıp, savunuculuğunu yaptığımız ideolojinin temel öğretisini bile yeterince özümlemeden, soyut kavram ve sloganların peşine takılarak, bir siyasi yapı içinde yer alıp, bu yapının önde gelen aktörlerinin her söylediklerini sorgulamadan, doğru yanlış demeden körü körüne onlara biat edebiliyoruz. Salt üstyapıya yani şekilciliğe odaklanıp, ilericiliği sadece giyim kuşam ve siyasetçilerin toplumu dinselliğe yöneltmesi ya da toplumun inançlarını istismar etmesi çerçevesinden yaklaşıp, altyapıdaki yani ekonomideki gelişim ve değişim görmezden gelindiğinden ve bu konuda ciddi bir arayış içine giremediğindendir ki, siyaset arenasında yeterince etkin olunamamakta!

Toplum, son tahlilde yaşam standartlarını yükseltecek, ekonomiye yeni boyutlar kazandıracak, toplumu zenginliğe taşıyacak projeleri ortaya koyabilecek kadrolara ilgi gösterip, itibar eder.

Soyut kavram ve sloganlarla salt mevcudu eleştirmekle yetinen, eleştirdiği şeyin yerine, neyi nasıl yerleştireceğini söyleyemeyen, söylese bile ikna etmekten uzak, inandırıcılığını giderek kaybetmiş bir siyasi yapıyı toplumun tercih etmesi mümkün değil.

Bu toplumun cehaletinden değil, akılcılığı ve gerçekçiliğinden kaynaklanmakta.

- DEVAMI YARIN -