"ÜRETMİŞ
olduğu üst düzey araçlar ile piyasalarda ismini duyurmuş, yenilikçi fikirleri ile sektöre öncülük eden bir otomobil üreticisi olduğunuzu varsayın. Otomobilinizi oluşturan parçaları temin ettiğiniz tedarikçi firmalardan, üretimin yapılmakta olduğu fabrikaya, montaj bantlarından, çalışanlarınıza kadar üretim sürecini titiz bir şekilde yürütüyor, kaliteli üretim için hiçbir maliyetten kaçınmıyor ve üstün özellikte araçlar üretiyorsunuz. Ancak üretim için göstermiş olduğunuz özeni teslimat konusunda göstermiyor, bir takım harcamalardan tasarruf etmek adına şirketinizin kalite kültürüne uygunluğunu araştırmaksızın, herhangi bir lojistik firması ile anlaşıyorsunuz. Araç dağıtımı sırasında, genel bakımındaki eksiklikler sebebi ile otomobil taşıma tırlarından biri büyük bir kaza geçiriyor ve üstün özelliklere sahip araçlarınızın bir kısmı bu kaza sonucunda telef oluyor..."
Bu durum, her ne kadar olabilecek uç bir örnek gibi görünse de, piyasalarda yaşanabilecek ve yaşanmakta olan gerçek olaylara dayanmaktadır. Açıkça görüldüğü gibi; başlı başına üretim üzerine kurulmuş bir kalite anlayışı, topyekun bir başarı için yeterli gelmemektedir. Nitekim otomobil örneğinde telef olan araçlar, yürütülmüş olan kaliteli üretim sürecini ne yazık ki değersiz kılmaktadır. Japonların kendi şirketlerinde; üretimden çalışma ortamına, teslimattan satış sonrası hizmetlere dek her alanda kalite anlayışını benimsetmeleri sebebi ile Japon modeli olarak da anılan Toplam Kalite Yönetimi Felsefesi, tam olarak bu noktada firmalar için ayrı bir önem kazanmaktadır… Öncelikle kalite kavramının geniş bir şekilde tanımlanması, söz konusu bu felsefenin firmalar için önemini daha anlaşılır kılacaktır.
- DEVAM EDECEK -