Veli Göçer, Salih Ölmez... İsimleri ile yaptıkları ne kadar bağdaşıyor değil mi? 17 Ağustos depreminde Veli Göçer'in imzası bulunan, müteahhitliğini başkalarının yaptığı neredeyse bütün binalar çürük temeller ve malzemeden...

Veli Göçer, Salih Ölmez...
İsimleri ile yaptıkları ne kadar bağdaşıyor değil mi?
17 Ağustos depreminde Veli Göçer'in imzası bulunan, müteahhitliğini başkalarının yaptığı neredeyse bütün binalar çürük temeller ve malzemeden çalınması sebebiyle teker teker göçtü.
23 Ekim Van depreminde Salih Ölmez'in müteahhitliğini yaptığı bina da çökerken, eşi ve çocuklarıyla içinde kaldıkları villasına hiç bir şey olmadı, diğer binalardaki vatandaşlar ölürken, kendisine hiç bir şey olmadı.
Ancak bu ikisinin ironi dolu soyadı dışında bir ortak yanları daha var: Burunlarına kamera sokulunca pişkin pişkin konuşmaları.
Veli Göçer, medyaya verdiği demeçlerde yok, “Ben sadece bu binaların pazarlamasını yaptım” (insan pazarladığı binayı “Ulan satıyoruz da acaba ne satıyoruz” diye kontrol etmez mi), yok “Binalar temeli yüzünden çökmedi” diye bin türlü bahane sıraladı, ancak 18 yıl hapis cezasından kurtulamadı. (Bu sırada binalardan sorumlu olan müteahhitler de bundan çok kısa sürede serbest bırakılmış, üzücü.)
Salih Ölmez ise bambaşka bir varlık olarak karşımıza çıktı.
Bir kere röportaj yapılırken sık sık içten bir şekilde gülüyor, kendini eğlendiriyor.
İnsanların kendini günah keçisi olarak seçtiğini, aslında kendisinin çok masum olduğunu, istese de malzemeden çalamayacağını anlatıyor, gazeteci Tayfun Talipoğlu'na.
Bir de, “İnşaat işlerini iyi bilirim, deprem aşağıdan salladı, yukardan göçürttü, ondan böyle oldu” diyor.
Evinin yanına iki de çadır kurmuş, “Çocuklar eve girmeye korkuyor” diyor.
Asıl bomba ise...
“Villanın üzerine yandaki binaların göçmesinden korkuyorum” diyor, “Devlet bu konuda bir şeyler yapsın” diye de ekliyor.
Eh be yuh.
Sen o çadırları hangi yüzle aldın Kızılay'dan?
Nasıl sordun da aldın, ne dedin de aldın?
Senin yüzünden evleri göçen insanlara getirilen çadırları sen almaya nasıl cüret edersin?
Bu nasıl bir şımarıklık, bu nasıl bir rahatlık, bu nasıl bir keyif?
Ne kadar güzel gülüyorsun sen öyle, yüzlerce insan senin suratına tükürmeye hazırken, evlerin altında kullandığın dere kumunu senin boğazına kadar sokmaya hazırken, sen nasıl bu kadar pişkin olabilirsin, nasıl gülüp eğlenebilirsin, nasıl “Beni günah keçisi seçtiler” diyebilirsin yahu?
Bari ciddi ol, bari “Evet gereken özeni göstermedim, çok pişmanım, çok utanıyorum” de, bari röportaj yapılırken sırıtma.
Bu nedir yahu, bu bir insan mı şimdi?
Bu insansa biz neyiz?
Gerçekten anlam veremedim bu adamın davranışlarına. Suçluluk psikolojisinden kafayı sıyırmış olması gerekirken sanki hiç bir şey olmamış gibi keyifli keyifli röportajını verdi.
Tek isteğim, bu adamın da bir an önce tutuklanması.
Şu gülümseme bir silinsin yüzünden, başka da bir şey istemiyorum.