Şahsen ben, kendimi bildim bileli ve de siyasetle buluşup kucaklaştığım ilk günden bu yana, bizim siyasilerin, çok ciddi projeler üretip topluma sunma yerine, soyut kavramlardan yola çıkarak, sloganlar üreterek, toplumdan oy toplamanın uyanıklığı...

Şahsen ben, kendimi bildim bileli ve de siyasetle buluşup kucaklaştığım ilk günden bu yana, bizim siyasilerin, çok ciddi projeler üretip topluma sunma yerine, soyut kavramlardan yola çıkarak, sloganlar üreterek, toplumdan oy toplamanın uyanıklığı içinde hareket ettiklerine şahit oldum.

Rahmetli Ecevit’in, “Bu düzen değişmelidir”, “Su kullananın, toprak işleyenin”, Tansu Çiller’in “Üç anahtar” masalları gibi!

Liderlere takılan abartılı yakıştırmalar ise Ecevit’e yapıştırılan “Karaoğlan.” Demirel’e uydurulan “Çoban Sülü.” Türkeş’e uygun görülen “Başbuğ” ve Kılıçdaroğlu’na da “Gandi” benzetmesiyle toplumun ilgisi çekilmeye çalışılmıştır.

Aslında geriye dönüp bakıldığında, Türkiye Cumhuriyetinin ilk kuruluşunda toplumu belli konulara ya da gelişmelere motive edebilmek için, sayısız slogan üretilmiştir. Bugün bile bu sloganlar ideolojik ya da siyasi anlamda kullanılmaya devam ediliyor!

Bence rahmetli Özal, iki elini başının üzerinde birleştirip yumruk yaparak en anlamlı ve de gerekli mesajı topluma vererek, dört eğilime mensup insanları bir araya getirip, ülkenin ve ülke insanının sorunlarına çözüm bulmanın yollarını aramaya yoğunlaşmış, bunda da büyük ölçüde başarılı olmuştu.

Rahmetlinin başarısı, bilgi birikimi ve deneyimlerine dayanıyordu.

Dünya Bankası'nda görev yapmış, dünya gerçeklerini uluslararası arenada takip etmiş, bürokraside Devlet Planlama Teşkilatı'nın başında bulunmuş, özel sektörü yakınen bilen ve sorunlarına vakıf bir entelektüeldi.

Genelde öğretim üyeleri özellikle de üst düzey bürokratların, teorik bilgileri üst düzey olsa da, genelde pratikte çuvalladıklarına şahit oluyoruz.

Kişilerin bulundukları mevkilere göre değerlendirilip, çok daha önemli görevlere getirilmeleri yerine, kişilerin bulundukları mevkiiye ne kazandırdıklarına bakarak onları değerlendirmek gerekir.

Okumuş ya da diplomalı cahillerin her alanda cirit attığı bir ortamda, siyasi kaygılara dayalı olarak, politikacıların, kendilerine biat edebilecek, beceriksiz kişileri bir yerlere taşımaları yüzünden bu ülke ve bu ülke insanı çok sıkıntı çekti.

Kişilikli, belli bir birikimi olan insanlar hiçbir zaman doğru bildiği yoldan şaşmaz, belli makamlara gelebilme adına onun bunun, özellikle de siyasilerin oyuncağı olmaz.

İşte bu yüzdendir ki Türkiye’de, birikimli insanlar ya kendiliklerinden geriye çekilmekte ya da siyasilere biat etmeyi kabul etmeyecekleri bilindiğinden, geriye itilmekteler.İLGİNÇ DİYALOGLAR Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon'u bir muharebede tenkide kalkışıp, parmağını harita üzerinde gezdirerek:- Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapt etmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:- Evet. Onlar parmakla alınabilseydi, dediğin gibi yapardım.