Bayram sefalarını, bayram cefalarına çevirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Sorumsuzluk. Adam sendecilik. Bana bir şey olmazcılık. Kadercilik. Ne yazıldıysa o olurculuk. Daha bunun gibi bir sürü temelsiz sözcüklerle hayatımızı karartıyoruz....

Bayram sefalarını, bayram cefalarına çevirmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Sorumsuzluk.

Adam sendecilik.

Bana bir şey olmazcılık.

Kadercilik.

Ne yazıldıysa o olurculuk.

Daha bunun gibi bir sürü temelsiz sözcüklerle hayatımızı karartıyoruz.

Dinsel anlamda, kaderin ne olduğundan da haberimiz yok.

Kaderimiz buymuş, Allah yazmış deyip geçiyoruz.

Levhi Mahvuz’da, yani alın yazısı denilen şeyde yazılanların, bizim illaki yapmamız gereken şeyler olmadığı, sadece bizim dünyada ne haltlar karıştıracağımızın öngörüsü olduğunu bile bilmiyoruz.

Bu konuyla ilgili olarak bir örnek verirsek.

Takvim ayın şu gününde ve şu saatte güneş tutulacak diye yazar.

Güneş takvim yazdığı için mi tutuluyor? Yoksa, güneş tutulacağı için mi takvim yazıyor?

Tabii ki güneş tutulacağı için takvim yazıyor.

Alın yazısı denilen şey de böyle.

Müslüman inancına göre, Allah bir insanın dünyada ne yapması gerektiğini değil, ne yapacağını bildiğinden alnına yazıyor.

Her bayramda bu tür sorumsuzluklarımız ve de bilgisizliklerimiz nedeniyle yüzlerce insanımızı kaybediyoruz. Binlerce insanımız da sakat kalıyor.

Trafik kazaları dediğimiz şeylerin yüzde 90’ı sürücü hatası.

Kaza ile falan ilgisi yok.

Çoğu bir nevi cinayet.

Aşırı sürat.

Hatalı sollama.

Alkollü araç kullanma.

Direksiyon başında uyuma.

Her konuda olduğu gibi bu konuda da millet olarak hem sorumsuz, hem de dikkatsiz davranıyoruz.