Her gün evimizin neredeyse bir parçası olmuş birisini birden bire kaybetmenin üzüntüsü içindeyiz. Salı günü haberleri sundu, perşembe günü, aramızdan ebediyen ayrıldı. Mehmet Ali Birand'dan söz ettiğimi her halde anlamışsınızdır....

Her gün evimizin neredeyse bir parçası olmuş birisini birden bire kaybetmenin üzüntüsü içindeyiz.
Salı günü haberleri sundu, perşembe günü, aramızdan ebediyen ayrıldı.
Mehmet Ali Birand’dan söz ettiğimi her halde anlamışsınızdır.
Perşembe günü akşam haberlerinde sadece Birand vardı.
Çocukluğundan başlayan gençliğiyle devam eden yaşam serüveni tüm ayrıntılarıyla ekranlarda yer aldı.
Onu yakından tanıyan dostları, mesai arkadaşları onu anlattı.
Herkes üzüntü içinde, onun güzelliklerinden, başarılarından, güler yüzlülüğünden ve renkli kişiliğinden hatta bizim bilmediğimiz zor günlerinden, çektiği acılardan söz ettiler.
Aramızdan bir yıldız daha kaydı.
Birçok değerli insanımızın değerini, ancak kaybettiğimizde anlayabiliyoruz.
İnsanları tanımak pek o kadar kolay olmuyor.
Hele, sürekli yazılı ve görsel medyada karşımıza çıkan, yazar, çizer, siyasetçi, sanatçı gibi topluma mal olan insanları, sadece yaptıkları işlerle ya da bize yansıtıldığı kadarıyla, şu ya da bu biçimde tanımaya çalışırken, bunlara dönük, sübjektif de olsa belli önyargılarımız nedeniyle, kimine sempati, kimine de antipati besleyebiliyoruz!
Onların gerçek kişiliklerini, hatta özünde anlatmak istediklerini bile anlamadan, onları ya övgü ya da yergi bombardımanına tutabiliyoruz!
Rahmetli Mehmet Ali Birand, işte böylesine derin bir çatışmanın içinde dimdik ayakta kalabilmiş, herkesin sevmesini sağlayamamış olsa da, saygısını kazanabilmiş ender insanlardan birisiydi.
Gerçek kişiliğini, hayat serüvenini, hayatının en kritik dönemeçlerini vefatından sonra öğrenebildik.
Rahatsızlığı nedeniyle tedavi için ekranlara veda edişindeki sözleri ve de mimikleriyle ortaya koyduğu o duygu selinde, seveninden sevmeyeninden dua isteyişindeki burukluğun ne anlama geldiğini, o gün değil, ancak bugün vefatı sonrasında anlayabildik.
Bir insanın, tedavisi mümkün olsa bile, adı ölümcül bir hastalık olarak bilinen bir belaya yakalandığını öğrendiği andaki psikolojisiyle, tedavisi süresince yaşadığı karamsarlığı hatta ölüme dönük teslimiyetini anlayabilmek için, böyle bir serüveni yaşamak gerekir.
Bundan yirmi yedi yıl önce bana da böyle bir hastalığa yakalandığım söylendiğinde, nasıl yıkıldığımı, belli bir teslimiyet içinde, iki üç yıl boyunca, ne zaman ve nasıl hayat veda edeceğimi düşünüp durduğumu hatırlıyorum.
Ne zaman ki, bir şeyim kalmadığını öğrendim, işte o zaman hayata yeniden tutunmaya çalıştım.
Rahmetli Birand’ın ekranlara yansıyan yeni görüntülerine bu açıdan baktığımda, kendisine ne kadar acıdığını, hayatı ne kadar sevdiğini ama hayattan kopacağını bildiği için nasıl bir psikoloji içinde işine ve hayata odaklanarak hastalığını unutmaya çalıştığını, konuşmaları ve davranışlarındaki hassasiyeti, ben çok daha iyi anladığım içindir ki, hastalığını öğrendiği günden vefatına kadar olan süreçte bambaşka bir Birand’la birlikte olduğumuzu şimdi çok daha iyi anlıyorum.
Ölümden kaçış yok. Tabii ki hayatımızda "Vay beeee" dediğimiz, şaşırıp kaldığımız bazı sürpriz kayıplarla da karşılaşıp şok olduklarımız da oldu ama Mehmet Ali Birand’ın kaybı nedendir bilinmez, vefatı sonrasında yapılan yayınlardaki görüntülerden ya da programlardaki anlatımlardan mıdır nedir, inanın bana bu ölüm şaka gibi geldi.
Türk medyası, seveni ve sevmeyeniyle, çok renkli bir ismini daha kaybetti.
Hepimizin başı sağ olsun