Göç Hikayeleri’nde bu hafta, 1960 yılında Almanya’da doğan maden işçisi Pedro Handels’ten, Müslüman olup, Türk vatandaşı olduğu ve Fatih Oğuz ismini aldığı hayatına konuk olacağız.

Almanya- Alanya hattında yeni bir göç hikayesini dinlemeye gidiyoruz

Baba Hollandalı, Anne Alman...

Kuzeybatı Almanya’da, Belçika, Hollanda sınırında maden işçiliğinin yoğun olduğu bir bölgede, Kohlscheid isimli köyde bir erkek çocuk dünyaya geliyor.

İsmini koyuyorlar.

Pedro Handels…

O gün dünyaya gelen Pedro Handels’in, hayatının geri kalanında, Alanya’da, Fatih Oğuz ismi ile yaşayacağı söylenseydi eğer, şüphesiz ki hiç kimse buna inanmazdı…

Hayat, yarının ne getireceği belli değil.

***

Hikâye, Aachen kentine yakın, Herzogeurath- Kohlscheid köyünde başlıyor…

Pedro Handels, 1960 yılında iki erkek bir kız kardeşin ardından aileye dördüncü çocuk olarak katılıyor.

Evin en küçüğü.

İlköğretimden sonra, maden işçisi olmak için 3 yıl kursa gidiyor.

Ardından yerin yüzlerce metre altında, etrafında Türk maden işçileri ile birlikte çalışmaya başlıyor.

Hatta, ailesinin Türk işçilere kiraladığı fazladan bir evleri de var, bu kiracılar sayesinde Türk kültürünü ve Türk insanını yakından tanıma şansı bulan annesi ona “İnşallah günün birinde bir Türk kadını ile evlenirsin” diyor…
Kalbi temizmiş, annesinin bu dileği, yıllar sonra Alanya’da gerçek oluyor.

Pedro Handels ismi ile Kohlscheid Almanya’da başlayan hikâye, oradaki geçmişini tamamen geride bıraktığı, Alanya’da mutlu mesut yaşadığı, yeni bir hayata bağlanıyor.

Pedro Handels oluyor Fatih Oğuz…

Hatta, Mahmutlar’da düzenlenen bir toplu sünnet töreni ile sünnet olup, Müslüman oluyor.

Fatih ismini, Alanya’da ilk yaşadığı evin altındaki kahveyi işleten adam koyuyor, diyor ki;

“Fatih güzel isim, İstanbul’u fethetti, senin ismin de Fatih olsun…”

Fatih de Alanya’da insanların gönüllerini fethediyor.

Pedro oluyor bizim Fatih…

Türkiye ve Türk kültürü ile bağlantısı, Türk maden işçileri ile yerin binlerce metre altında, kader ortaklığı ile

başlıyor.

Alanya’nın ilk Alman emlakçısı oluyor, derken Alman eşiyle arası bozuluyor.

Boşanmaya çalıştığı bir 5-6 sene, bu dönemde tanıştığı şimdiki eşi ve 2. baharını yaşadığı bir evliliğe doğru atılan adımlar.

Sıra dışı bir hikâye…

***

Alanya’dan sıcak bir öğlen vakti Mahmutlar’a doğru yola koyuluyoruz. Sahil kenarından uzanan yolu keyifle geçip Mahmutlar’dan kuzeye, dağlara doğru devam ediyoruz.

Binalardan uzaklaşıp, ekili tarım arazilerinin arasından yukarı doğru devam ediyoruz. Her taraf alabildiğince muz, ekilebilecek her arazinin ekildiğini görmek çok güzel.

Alanya’ya 25 dakika uzaklıkta, dağ yolunda üç katlı çok güzel bir villa bizi karşılıyor.

Binanın renkleri, kullanılan mimari malzemeler ve seçilen renklerle, bina bir şatoyu andırıyor.

Fatih bey ve eşi Zehra Hanım bizi kapıda karşılıyorlar.

Evin köpeği, içeri girerken bizleri koklayarak görevini yapıyor.

Havuzlu güzel bir bina. En alt katında bir müzik stüdyosu, garaj girişinde güzel bir Chopper motosiklet var…

Ev çok zevkli bir şekilde dekore edilmiş. Abartıdan uzak, sade ve uyumlu eşyalarla dolu geniş bir salondan, Alanya manzaralı ferah güzel bir balkona çıkıyoruz…

Havuz etrafında objeler ve çeşitli bitki ve çiçeklerle yapılmış çok güzel bir bahçe peyzajı var…

Tam karşımızda uzaktan Alanya Kalesi, şehir ve muz tarlaları manzarayı tamamlıyor.

Hayatı pozitifte yaşayan, hobileri olan, renkli biriyle röportaj yapacağız gibi görünüyor.

“Pedro Handels’den Fatih Oğuz’a…”

Sohbete başlıyoruz.

 

 

KINAY: Bize kendinizden bahseder misiniz?

OĞUZ: Almanya’da 1960 yılında doğdum, toplamda 4 kardeşiz, iki abim ve bir ablam var, ben evin en küçüğüyüm.

Babam Hollandalı, annem Alman, doğduğum köy Hollanda sınırında…

Okula orada gittim. 9 yıllık eğitimin ardından, 3 yıl da maden işçisi olmak için eğitim aldım.

Ve ben de o bölgedeki bir çok insan gibi, maden işçisi olarak çalışmaya başladım.

Yerin bin metre altında çalışıyorduk. 1976’dan 1989 yılına kadar madende çalıştım. Sonra bel fıtığı oldum. Oradaki doktor ilk önce iyice muayene etmeden, yeniden çalışmaya gönderdi.

Daha sonra röntgen çekilince, durum iyice anlaşıldı ve bel fıtığından dolayı malulen emekli oldum.

Daha sonraki süreçte, zaten bölgedeki maden ocakları da kapanmaya başladı.

KINAY: Madenlerde çok Türk işçisi var mıydı?

OĞUZ: Çalışanların büyük bir bölümü Türk’tü, Anadolu’nun çeşitli köylerinden gelmişlerdi. Türkleri ve Türk kültürünü onlar sayesinde yakından tanıdım.

KINAY: Türkiye’ye ilk defa ne zaman geldiniz?

Bel fıtığı olduktan sonra, tatile Türkiye’ye gitmeye karar vermiştim, daha önceden Alanya’da tatil yapmış olan ağabeyim, bana burayı tavsiye etti.

1987 yılında, ilk defa o zamanki eşimle birlikte Alanya’ya geldik.

Tatilimizin birinci haftasında, Şekerhane Mahallesi’nden bir ev satın aldım. Daha sonra Almanya’daki mülkleri satıp, tamamen burada yaşamaya karar verdim.

1 sene sonra, 30 yaşımda, Şenli İşhanı’nda, Alanya’nın ilk Alman emlakçısı oldum.

Şans işte, benden bir ay sonra heykelin yanında bir başka Alman emlakçı açıldı, sonra bir başka Alman daha…

O yıllarda Alman’lar yoğun bir şekilde Alanya’dan ev alıyorlardı.

O zamanki bütün müteahhitler beni iyi tanıyordu, evleri çabuk sattığım için hep bana geliyorlardı…

O zamanlarda bir sürü ilginç olay yaşadık…

Aradan 15 yıl geçti. Artık daha fazla emlakçılık yapmak istemediğimi fark ettim ve bırakıp canlı müzik işine girdim.

KINAY: Maden işçiliği, emlakçılık ve şimdi de müzisyenlik…

OĞUZ: Almanya’da 14 yaşında davul çalmaya başlamıştım.

İlk müzik gurubunu da aynı yıl kurmuştuk, o zamandan beri müziğe karşı ilgim vardı.

Alanya’da ilk defa 2000 yılının şubat ayında, Gardenia Otel’de canlı müzik yapmaya başladım. Daha sonra bir çok otelde çalıştım, fakat 2010 yılından itibaren Alman turistler azalmaya başladı. Ben de Side Kumköy’e gidip gelmeye başladım.

KINAY: İsminiz Pedro Handels’den Fatih Oğuz’a nasıl dönüştü, bunun hikayesini bize anlatır mısınız?

OĞUZ: 1989 yılında, satın aldığım dairenin alt katında Hüseyin isminde bir kahveci vardı.

“Abi ismin ne?” dediklerinde Pedro dedim.

- Abi bize Pedro demek zor gelir, gel senin ismin Fatih olsun, Fatih Sultan Mehmet gibi adamsın dedi.

Benim de hoşuma gitti o zamandan bu yana, Alanya’da herkes beni Fatih olarak bilir.

Daha sonra da Türk eşimin soyadını aldım, ismim oldu Fatih Oğuz…

KINAY: Biraz özel bir soru olacak, Alman eşinizden neden ayrıldınız, Almanya’dan alıp buralara kadar gelmişsiniz?

OĞUZ: O beni bıraktı!

Ayrılmaya karar verdik, fakat boşanmamız biraz sıkıntılı oldu. Almanya’ya gittik, boşanma işlemlerine başladık. Almanya’da boşandık. Fakat Türk vatandaşı olduğum için burada da boşanmamız gerekiyordu.

Türkiye’deki boşanma tam 7 yıl sürdü…

Eski karım Almanya’dan avukat tuttu, ben buradan bir avukat tuttum. Mahkeme başladı. Aradan 5 yıl geçti, mahkemeye yeni bir hâkim atandı, bizim dosyalara bakmış, iki isim de yabancı isim…

“Ben bunları boşayamam” deyip mahkemeyi iptal etti.

İşler biraz daha karıştı, mahkeme iptal olunca Almanya’daki eski karım orada yeni bir mahkeme açtı ve 3 ay içinde boşandık.

5 yıl boşuna beklemişiz anlayacağınız. Hem de daha az masraflı oldu.

2017 yılında şimdiki eşimle evlendik.

Annem Türk kiracıları olduğu için Türkleri çok severdi, ölmeden önce, bana Türk bir kadınla evlen demişti, yıllar sonra annemin duası kabul oldu.

KINAY: Türk vatandaşısınız, Müslüman oldunuz, sizin bir de sünnet hikayeniz varmış, onu bizlere anlatır mısınız?

OĞUZ: Bu eski bir hikâye aradan 25-30 yıl geçmiştir.

O zamanki Mahmutlar Belediye Başkan Yardımcısı olan Muhammed Kodal benim arkadaşımdı.

Ben o zaman emlak işleri ile ilgileniyorum. Bir gün inşaattayım, telefon çaldı, arayan Muhammed Kodal.

- Fatih çabuk gel dedi! Bir yerde buluştuk.

Bir hafta sonra Kestel’de yağlı güreş festivali olacakmış, bir de toplu sünnet töreni olacak, gel seni de “sünnet ettirelim” dedi.

Ben korkumdan olmaz filan dedim ama neticede kabul ettim. Aradan bir hafta geçti.

Güreş festivali alanına geldik, mehter takımı müzik çalıyordu, bana Alanya şalvarı ile sünnet kıyafeti giydirdiler, fakat şapka biraz küçük geldi kafama.

İlk ben sünnet oldum.

Odaya girdik, devlet hastanesinden bir doktor geldi, dışarıdan arkadaşlar tezahürat ediyorlar, besmele çeken bir de adam olduğunu hatırlıyorum. Can havliyle doktora şöyle dedim:

- Doktor, doktor, benim adım Fatih, şimdi fazla kesip de Fatma yapma sakın beni!

Sünnetten sonra da, enfeksiyon kaptım, maalesef 2 gün hastanede yatmak zorunda kaldım.

KINAY: Almanya’daki hayatınız ve Türkiye’deki hayatınızı nasıl kıyaslarsınız?

OĞUZ: Almanya’da çok fazla sistem, çok fazla disiplin var. İnsanlar makine sisteme bağlı olarak sadece çalışıyorlar.

Benim fikrime göre, bu insana uygun bir şey değil.

Buradaki hayatım çok daha rahat ve özgür. İstediğim her şeyi yapabiliyorum. Orada her şey dakik, bu beni çok sıkıyordu.

Milyon Euro verseler gidip Almanya’da yaşamam.

Almanya’da yaşamak istesem, orada miras kalan bir evim var ama gitmeyi kesinlikle düşünmüyorum.

Eşim bir Türk ve ben buradaki kültüre tamamen uyum sağladım, bundan dolayı da çok mutluyum.

Burada herkes beni tanıyor, Gedevet Yaylası’nda bir evimiz var, oraya gittiğim zaman herkes bana enişte diyor, beni seviyorlar ve kabullendiler.

KINAY: Başınızdan çok ilginç hikayeler geçmiş, eğlenceli bir hayat hikayeniz olmuş, aklınıza gelen yaşadığınız kötü bir olay var mı peki?

OĞUZ: Alanya’ya ilk geldiğim zamanlarda dolandırıldım. Almanya’da üç ev vardı, onları sattım, buraya geldikten sonra bir evin parasıyla Yeşilöz’de inşaat yaptım, evler satıldı. Fakat aradaki kişiler hakkımı vermediler. 150 bin mark paramı dolandırdılar. Ondan sonra gözüm açıldı.

Ondan sonra daha fazla çalışmaya başladım. Canlı müzik yaptım, Alanya’daki evler satıldı, ben de şu anda oturduğumuz evi yaptım.

Dışarıdan bakıldığında Fatih çok zengin diyorlar, bunca zaman çalıştım ve aslında o kadar zengin değilim, benim en büyük zenginliğim kalbim.

Kalbim zengin benim.

KINAY: Biraz da sözü eşiniz Zehra hanıma verelim. Genellikle yabancı gelinlerin hikayelerini duyardık, bu sefer tersi olmuş, hatta soyadınızı bile vermişsiniz.

ZEHRA OĞUZ: Bizim dükkanımıza gelir giderdi. Yaşadığı olayları anlatır, derdini paylaşırdı.

İyi niyetli ve temiz kalpli bir insan.

Eski eşiyle boşandıktan sonra Türk bir kadınla evlenmek istediğini söylüyordu.

Hatta burada yaşayan Almanlar onu korkutmuşlar, eğer Türk bir kadınla evlenirsen, evinde havuz başında uyumak zorunda kalabilirsin, çünkü Türk aileleri çok kalabalık olur diye…

Benim de ikinci evliliğim, kısmet bu şekildeymiş.

Ailemde de herkes benimsedi, başlangıçta yabancı olduğundan dolayı bir tereddüt olsa da, zamanla herkes onu tanıdı ve sevdi. Neticede nikahımız kıyıldı ve bizim aile soyadımızı aldı.

FATİH OĞUZ: (Söze karışıyor) Nikah hikâyemiz çok ilginç, ilk önce imam nikahımız oldu. Bir arkadaşıma iki şahit ayarlayıp ertesi gün nikah saatinde gelmesini söyledim.

Nikâh zamanı geldi, bir baktık bir tane şahit var.

- Hocam dedim olmaz mı bir tane, olmaz iki tane olacak dedi. Yapacak bir şey yok.

Hemen atladım motora, eve yakın bir yerde bahçede çalışan bir bahçıvanı kaptım geldim.

Şahitleri tamamladık ve imam nikahımız da bu şekilde kıyılmış oldu.

KINAY: Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?

OĞUZ: İnsan hayatında başına neler geleceğini ve nasıl bir hayatı olacağını kesinlikle bilemiyor.

Benim hikayem de Almanya’da başladı, burada devam ediyor.

Burada yaşamaktan dolayı çok mutluyum, benim için daha önceki hayatım tamamen geçmişte bir anı olarak kaldı.

Eşimi, ailemi ve Alanya’da olmayı çok seviyorum.

Hayat benim için artık burada, Almanya tamamen geride kaldı. Sizlere benim hikayemi dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.

***

Bizler de Fatih bey ve eşi Zehra hanıma bizleri evlerinde ağırladıkları ve hikâyelerini paylaştıkları için çok teşekkür ederiz.

Bir sonraki Göç Hikayesi’nde buluşmak üzere, sevgiyle kalın.