Alanya’da sahne denilince ilk akla gelen isimlerden birisi olan Serdar Onur ile hem sahne hem de ruhsal gelişim konularında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
ALANYA’NIN önemli sanatçılarından, yıllardır sahne hayatı olan ve onun dışında açtığı Kişisel Gelişim ve Yaşam Merkezi’nde birçok başarılı işe imza atan Serdar Onur, bu hafta kendiyle ilgili merak edilen konuları Yeni Alanya Gazetesi’ne anlattı. Hiçbir zaman toz pembe bir hayatı olmadığını belirten Onur, “Başladığınız hiçbir işte çabalamayın, çaba varsa hiçbir şey güzel olmaz” dedi.
‘TERK ETME DUYGUSU ASLINDA ÖZLEMMİŞ’
-Alanya’da sizi bilen bilir, ancak bir kez daha sizden dinleyelim… Serdar Onur kimdir?
Aslında kendinden bahsetmek bana her zaman egosantrik gelmiştir. Belki eskiden daha çok kendimi anlatmak ihtiyacı duyuyordum ya da beğenilmek… O çok çocuksu ve eksik ebeveyn duygularımızla alakalı bir şeydi. Tabii artık sahne hayatımın dışında diğer alanda da uzun süre çalışıp kendimi de dönüştürmeye başlayınca bazı şeyler değişti. Tabii ki insanların merak ettiklerini de biliyorum. Özelden de çok mesaj alıyorum ve kendilerine çok iyi geldiğimi söylüyorlar. Hiç tanımadığım insanlar…Nasıl iyi geliyorum, onu da bilemiyorum. Bu yaşamın akışında olan bir hediye sanırım. Ben Ankaralıyım. 1979 tarihinde bir haziran ayında Ankara’da doğdum. Ankara’nın yerli ailelerinden birisiyiz. Ulus, Hacıbayramlıyız. Orada yetiştim, ilk,orta ve lise eğitimimi orada aldım. Sonra üniversiteyi kazanacağım sene Babamın ticari işlerindeki olumsuzluk nedeniyle Ankara’dan gitmemiz gerekti. Yaşam bize öyle bir sonuç oluşturdu. Uzun yıllar gidemedik Ankara’ya. Sonra o terk etme duygusu aslında özlem duygusuymuş. Ankara’nın bizi itemediğini düşünüp, sanki bizi buraya yollamış gibi o çocukça beraber Ankara’ya sitemsel bir kelime üretmişim ‘terk etmek’ diye… Doğduğumuz yer, doğduğumuz andaki o güneşin gökyüzündeki hali bizim aslında kaderimizmiş. Bunu da öğrendim.
‘İLK GELDİĞİMİZ ZAMANLAR ÇOK HÜZÜNLÜYDÜ’
Bilmediğim bir yer, hayattaki amaçların, sürprizlerin olduğu bir dönemde Alanya’ya geldim. İlk geldiğimiz zamanlar çok hüzünlüydü. Ablam ve eski eşi buraya yerleştikleri için buraya geldik. Daha sonra bir dönem ablamın eski eşi, eniştemin yanında çalışmaya çalıştım. Çok ciddi bir parasızlık ama öyle böyle değil. İyi imkanların içinden böyle bir duruma düşmek bizi çok yıprattı. İnsan zamanla öğreniyor ki en yakınının yanında bile çalışılamıyormuş. İnsan yakınına bile yük olabiliyormuş, onları da yaşadık. Sonra en çok tercih edilen fast food markasında çalışmaya başladım. Çalışmak zorunluluğum vardı. O zaman da Güllerpınarı Mahallesi’nde Aydoğan Apartmanı’nda oturuyoruz. Binamızda Alanya’nın çok değerli insanları yaşardı. Kulakları çınlasın. Aralıksız 24 saat çalıştığımı biliyorum. Sonra vardiya düzenini getirince çalışamadık. Tabii çalışmak için de can atıyorum. Para kazanınca, onun yetebilmesi ile evin yükü omuzlarıma binmeye başladı. Bu sefer de anne ve babayı kurtarma duygusu gelişiyor. Ben onların hepsini yaşadım. Aklına gelebilecek olumsuz birçok şey yaşadım. Yani ben az söyleyeyim, siz çok anlayın…
‘BİR GÜN EVE GELDİM VE BEN SAHNEYE ÇIKACAĞIM DEDİM’
-İlk sahne serüveniniz nasıl başladı?
Ankara’daki lise ve çocukluk döneminde hep müzikle ilgileniyordum, şarkı söylüyordum. Babam ‘Bunu hobi olarak yapman güzel olur. Üniversiteni oku ama bununla da ilgilen seviyorsun’ dedi. Kırmadı da beni ama sahne almak ve sanatçı olmak düşüncelerine pek sıcak bakmadı. Ankara’nın yerlisi olması, biraz da mizaç olarak sert olmasından dolayı sanırım. Babam mizaç olarak sert ama kalbi kelebek gibidir. Yengeç burcudur babam. Bir gün eve geldim ve anneme ‘Ben sahneye çıkacağım, sanatçı olacağım’ dedim. Annemin tepkisi direkt ‘Yavrum baban ne der, Nasıl yapacaksın?’ oldu. İlk sahneye Alanya’da başladım. Muzaffer Barcın vesile oldu. Oktay bey ve Muzaffer bey restoranlarda ya da otellerde Ottoman (Osmanlı) Geceleri düzenlerdi. Eski dönem tabii, 24 sene öncesinden bahsediyorum. Onlar beni kafalarına yazmışlar. Bir gün telefonla bana Yılbaşı Gecesi için solist aradıklarını söylediler. Ben deki de büyük cesaret! Evet çok iyi hocalardan dersler aldım ama Ankara’dan gelmişsin, daha 18 yaşına yeni girmişsin. Bireysel olarak bir barda hiçbir sahne tecrübem yok. Muzaffer bey bana o zaman çok önemli kelimeler söylemişti. Hiç unutmam, o kelimelerin ne olduğunu söylemeyeceğim. Onunla yan yana geldiğimizde anarız, çok sık görüşemesek de çok iyi bir insandır. Çok iyi bir turizmcidir ve kendisine çok saygı duyarım. En azından bu benim için böyle. Herkes herkese de iyi olacak diye bir durum yok. Yılbaşında yine onun himayesinde başladık. O zaman Yeni Alanya Gazetesi, sevgili Mehmet Ali bey de oradaydı. Tabii o zamanlar diğer kuruluşlar yok, 97 senesinden bahsediyorum. Gazetelere reklamlar hazırlandı. Çok güzeldir o anılar. Bu şekilde başladık ve devam etti…
‘TARİH HOCAM HAYATIMA ÖNEMLİ BİR DOKUNUŞ YAPTI’
-Birçok alanda eğitimleriniz bulunuyor. Bize biraz onlardan bahseder misiniz? Çünkü sadece sahne değil…
Lisedeki tarih hocam aslında benim hayatıma değerli bir dokunuş yaptı. O zamanlar ‘parapsikoloji’ Türkiye’de çok bilinmiyordu. 1991 yılında bana bir kitap listesi verdi. Çok derin bir kadındı. Direkt gözlerimin içine bakarak bana verdiği listedeki kitapları okumam gerektiğini, okuduktan sonra tekrar görüşmemiz gerektiğini söyledi. O zaman Ankara’da Zafer Çarşısı vardı. Gittim ve o kitapları orada buldum. Secret, Çekim asası, Kişisel Gelişim ve Parapsikoloji ile ilgili kitaplardı. Onları okuyunca insanlarla ilişkilerin nasıl olduğunun farkına vardım. Bir de ben ikizler burcuyum. Yükselenim de ikizler burcu. Allah bu kadıncağızı bana gönderdi. Bu kadersel bir şey sanırım. Kişisel Gelişim ve Parapsikoloji ile başladı aslında. Sene 1991… Sonra üniversiteyi kazandım, gidemedim ve Alanya’ya geldik. Alanya’ya geldikten sonra üniversiteye gitmem gerektiğini anladım. Çünkü bu benim için bir eksiklikti. Müzik bilimlerine başladım. Daha sonra İstanbul’a geçtim ve Sahne Sanatları okudum. Oyunculuktan çift ana dal yaptım. Ondan sonra Sinema ve Televizyon Yüksek Lisansını aldım. O da bitince yetmediğini anladım. Bu sırada yoğun sahne programlarım vardı ve çok şükür güzel paralar kazanıyorum. İstanbul’a yerleştim ve Adana’ya git gel yaptım. Bu sırada psikoloji okumaya karar verdim. Adana Çukurova Üniversitesi’nde Eğitim Bilimleri Formasyonu açıldı. Formasyona branşımda birincilikle girdim. Eğitim Bilimleri Formasyonunu aldım. Ondan sonra Aile Danışmanlığı Eğitimi aldım. Şansımıza çok iyi bir hocadan dersler aldık. Sonra Psikoloji Yüksek Lisans ve Çocuk Gelişimi bölümünü bitirdim. Şimdi de doktora yapıyorum. Şimdi de çalışıyorum, okuyorum, bitmez…
‘İLK ADANA’DA BAŞLAMIŞTIM’
-Sahne hayatınızın dışında bir danışmanlık merkeziniz var. Bu sektöre geçmeye ilk ne zaman karar verdiniz ve bu merkezin oluşum aşamalarından bahseder misiniz?
Adana’da hem bu eğitimleri alırken hem de sahne programlarımı takip ederken çok değerli bir doktor arkadaşım aracılığıyla birisiyle tanıştım. Bana ruhsal açıdan çok değerli bir çalışma olduğunu söyledi. Bu çalışmanın adı ‘Aile Dizimi’. Alman bir psikoterapistin Afrika’daki bir okulda eğitim verirken kabilelerdeki o ritüelleri izlerken bir ruhsal çalışmayı geliştirmiş. Onu öğrendikten sonra hangi duyguların hangi travmaları geliştirdiğini, tacizin, tecavüzün, cinayetin… Bizim yaptığımız şey terapi ötesi bir şey. Bu alanı öğrendikten sonra üç gün ağladım. Danışanlardan birisi çocuğunun olmadığını biri si de para kazanamadığını söylüyor. Para kazanamamanın, çocuğun olmamasının veya yaşamdaki birçok olumsuzluğun alttaki nedenlerini çalışıyoruz. Orada bir enerjisel alan oluşuyor ve şoka giriyorsun. Bu alan benim hayatımda da çok önemli bir dönüşüm sağladı. Kendi gerçeklerim, doğduğum ailenin acıları ve bunların hepsini öğrenip çözmeye çalıştım. Aile Danışmanlığı da yapabiliyorum resmi olarak. Aile Dizimine gittiğimizde 30-40 kişilik doktor gruplarına da danışmanlık verdiğimiz oldu. Daha sonra Alanya’ya geldiğimde de burada başladım. Her şey çok güzel. Tabii yine insanız, sıkıntılar yaşıyoruz ama biraz daha farkındayız, biraz daha andayız.
‘AKLINIZA GELEBİLECEK HER KONUDA GELİYORLAR’
-Danışma Merkezinizde ne tür işlemler gerçekleştiriyorsunuz?
BİOREZONANS cihazımız var. Bu cihazla ruhsal dengelemeler yapıyoruz. Kilo ile ilgili sıkıntılarda deste oluyoruz. Ama ben bireysel danışmanlığımda çok başarılı gittiği için işler onunla destekliyorum. Aklınıza gelebilecek birçok nedenden danışanlarımız bize gelebiliyor. Bir madde bağımlısı geliyor, onun alttaki nedenlerini çözüyoruz. Bir taciz vakası geliyor ve onun alttaki nedenini çözüyoruz. Duygusal ensest geliyor onun alttaki duygusunu çözüyoruz. Kişinin o durumu neden yaşadığını anlamaya çalışıyoruz ve kişiyi kendisiyle yüzleştiriyoruz. Birçok alan var. Şirket danışmanlığı da yapıyorum. İşleri bozulan şirketlere danışmanlık yapıyorum. Türkiye’nin en önemli üstatlarından Astroloji eğitimi de aldım.
‘NEFESİME ÇOK DİKKAT EDİYORUM’
-Her zaman şık ve bakımlı birisisiniz. Bu yoğunlukta nasıl dengeliyorsunuz?
Nefesime çok dikkat ediyorum. Hiçbir şey için çaba sarf etmiyorum. Çabayla yapılan hiçbir şey gerçek değildir. Çabalıyorsa birisi sevmiyordur. İlişkilerde de öyle. İlişkiye emek verilme, ilişki bir akıştı. İstediğimiz şeyleri yaparsak, aldığın nefesin farkında olursanız çok güzel oluyorsunuz. Ben çabanın doğru bir şey olmadığını öğrendim. Coşku varsa, heyecan varsa ki üzüntü de varsa, hata öyle bir üzüleceksin ki öyle bir kalbin yanacak ki anlayacaksın. Acıdan geçmeden olmaz. Toz pembe bir şeyler yaşamadım. Farkındalık çok önemli bir şey.
Uyanıyorum ve 15-20 dakika sonra, nefesime baktıktan sonra mutlaka suyumu içiyorum. Sarımsak, aleo veranın içindeki jel, bir fincan soğuk sıkım zeytin yağı, maydanoz, su bunları blanderdan geçirip içiyorum. Günde iki öğün yemek yiyorum. Bu detoksa yeni başladım. Ekmek mümkün mertebe yok. Tatlı krizilerine karşı önlemimi alıyorum.
‘SAYGISIZLIĞA TAHAMMÜLÜM YOK!’
-Sahne hayatı zor olsa gerek… Sahnede en çok sevdiğiniz ve en çok rahatsız olduğunuz şey nedir?
Sahne ve gece hayatı biraz bağlanma duygusuyla alakalı. Kimsenin bana bağlanmasından hoşlanmıyorum. Ama saygı duyulmasından hoşlanıyorum. Saygısızlığı kabul edemem, sevmek zorunda değil. Saygısızca şeyler yaşıyoruz. İyi ki psikoloji ve kişisel gelişimle ilgileniyorum. Öyle bir saygısızlıkla karşılaşınca önce bakıyorum ve içimden ‘Yazık hiç sevgi görmemiş, umarım kalbi sevgiyle dolar’ diyorum ve enerji yumuşuyor. Çok dikkatli birisiyim, arkamda bir şey olsa hissederim. Bir insanda kendisini gösterme durumu varsa o hiç görülmemişti. Görülmemiş birisinin bana öfkeyle yaklaşması normal. Çok eski den bana bu soruları sorsaydın daha keskin cevaplar verirdim ama şu an onu veremiyorum. Birçok üzücü şeyler yaşadım tabii. Çok iyi bir sahne adamıyım, işii iyi yaparım. Diğer yandan dönüşüm merkezini açtıktan sonra bu alanda da çok başarılı işler gerçekleştirdim. Birbirini çok dengeledi, iyi hissediyorum. İnsanların gözlerinin içine bakınca duygulandıklarını görmek, göz teması kurmayı ve kalplerini açmalarını da çok seviyorum. Keyifli ama zor. Şu an daha zor. Eskiden insanlarda sevgi daha yoğundu. Ama şimdi biraz sevgisizleştik.
‘UMUYORUM 2021 ÇOK GÜZEL OLACAK’
-Şu an bulunduğunuz noktadan mutlu musunuz? Bundan sonraki süreç için neler planlıyorsunuz?
Mutluyum, sanıyorum 2021 benim için çok güzel olacağını hissediyorum. İnsanlara şifacı yönümle belki sahne yönümle bir yoğunluk olacak gibi. İlk geldiğimde ‘Alanya ben senden daha büyük olacağım’ demiştim. Bu Alanya’mızı küçümsediğim için değil herkes tarafından tanınacağımı biliyordum. Sonra kendimi çok sevmediğimi hissettim ve kendimi sevmeye başladıktan sonra Alanya bana çok iyi bir enerji verdi. Alanya’da yaşayanlar ve burası benim gelişimimde, dönüşümümde çok özel bir yer. Belki Türkiye belki de dünya tanıyacak, bilemeyiz.
‘YETİŞKİN KALALIM, ÇOCUK KALMAYALIM!’
-Son olarak bizlerin aracılığıyla Alanyalılara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Haddim olur mu bilmiyorum, mesajım değerli midir onu da bilemiyorum… Sadece kendilerini ve doğdukları sistemi, yaşadıkları ne varsa hepsini farkındalık ve sevgiyle yüreklerine almayı dilerim. Anne ve babalarını eşit şekilde yüreklerine almalarını dilerim. Çünkü anne ve babalarımız bizim denge mekanizmalarımız. Yetişkin olalım. Çocuk kalmayalım, çocuk kalmak çok iyi bir şey değil. Gönüllerinden ne istiyorlarsa onu yaşasınlar, kendilerini zorlamasınlar, her şeyleri çabasız ve sevgiyle olsun. (Gülşah Anak)