Okumuş cahiller, yolsuzluk, kanun tanımazlık, özgürlük kısıtlama, iletişim araçlarına sansür ve daha bir çok şey ortada, bu halk için daha ne gerekli diye soruyorlar. Bunu sormak demek halkı yeterince tanımamak ve isteklerini anlamamak demektir....

Okumuş cahiller, yolsuzluk, kanun tanımazlık, özgürlük kısıtlama, iletişim araçlarına sansür ve daha bir çok şey ortada, bu halk için daha ne gerekli diye soruyorlar. Bunu sormak demek halkı yeterince tanımamak ve isteklerini anlamamak demektir. Kendi kendinize konuşacağınıza gidip halkın kendisine sormanız gerekmez mi? Hayır. Niçin hayır? Çünkü siz elit bir takımsınız. Çünkü siz bilinçli ve eğitimli insanlarsınız. Sorarsanız cahillik etmiş olursunuz. Boncuklarınız dökülür. Üçünüz beşiniz bir araya gelip, mirim bu halk bizi anlamıyor. Gözlerinin önünde bunca kanunsuz iş yapılıyor, üstelik biz ayan beyan meydanlarda da yapılanı anlatıyoruz, yine de anlamıyorlar. Çok cahil bir milletimiz var der, birbirinizle dertleşirsiniz. Ya da gazete köşelerinde halka verir veriştirirsiniz.
Ünlü Rus yazarı Mihayloviç Dostoyevski bakın ne diyor: "Ne garip değil mi? Sevdiğimiz insanın her yalanında bir doğru, sevmediğimiz insanın her doğrusunda bir yalan ararız." Bu söz tarihin her dönemi ve her ulus için geçerlidir. Yani evrenseldir. Bireyler için de aynıdır, toplumlar için de. Birini severseniz onun kusurlarını görmez ya da görmek istemezsiniz. Oysa birini sevmezseniz kusur olmayan şeyleri bile gözünüze batar.
Bir zamanlar, Türk siyasi hayatında bir büyüğümüz vardı. Altı kere gidip yedi kere gelmesi ile övünürdü. Halbuki onun sülalesinde de birileri yolsuzluğa batmıştı. O zamanları hatırlayanlar bunu gayet iyi bilir. Buna rağmen o büyüğümüz yedi defa iktidara gelerek Türk siyasetinde duayen oldu. Eğer bizim cahil okumuşlar bunun nedenini araştırmış olsalardı bugün olan bitenden dolayı bu halk bizi anlamıyor edebiyatı yapma gereği duymazlardı. Çünkü araştırma sonucu halkın ne istediğini öğrenmiş olurlar, sonraki siyasetlerini onun üzerine kurarlardı.
İktisat Fakültesi'nde okurken, yatırımcıların yatırımı yapmadan önce üretecekleri ürün ile ilgili "HEDEF KİTLE" araştırmasının öncelikli yapılması gerektiğini öğrenmiştik. Ürünü hedef kitleye göre üretmek gerektiğini anlatırdı hocalar. Buna uyan bir atasözümüz de var üstelik. "Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz" diye. Satmaya kalkarsanız iflas edersiniz. Ya da kışın Kars veya Erzurum'da dondurma satamazsınız. Satsanız da kazanç elde edemezsiniz. Bizim okumuş cahillerimiz Müslüman mahallesinde salyangoz satıyor. Fakat ne gariptir ki sattıklarını bıldırcın sanıyorlar. Ne satılacak üründen haberleri var, ne de sattıklarından. Mahalleliye bir sorsalar, sizin neye ihtiyacınız var diye, doğrusunu öğrenecekler. Neden sormuyorlar? Çünkü onlar her şeyi biliyor. Bu cahil halkın nesine soracaklar!
Halka, biz düşündük, siz düşünmeyin bizim dediğimizi yapın diye dayatıyorlar. Tamam düşündüğünüzü kabul ediyorum. Araştırdığınızı da biliyor ve saygı duyuyorum. Fakat yanlış olan şu ki, siz halkın çok önündesiniz. Onların da sizin gördüğünüzü görmüş olarak kabul edip anlatacaklarınızı ona göre planlıyorsunuz. Oysa onlar sizin gördüğünüzü görmedi. Çünkü sizi sevmiyor. Sevmediği için de ne kadar doğruyu söylerseniz söyleyin içinde yalan arıyor. Eğer sevdikleri kişi hayır bunlar yalan deyip, doğruları yalanlarsa onun yalanını doğru kabul ediyor. Siz de bunu bir türlü kabullenemiyorsunuz. Çünkü kabul edecek olursanız sevilmediğinizi de kabul etmiş olacaksınız. Sevilmediğinizi kabul etmektense "Bu halkın yüzde 60'ı aptal diyen adam az bile demiş" diyerek halkı aşağılıyorsunuz.
Geçmişten ders çıkarmayanlar gelecekte de yanılmaya ve kaybetmeye mahkumdurlar.
Saygılarımla.