1 Kasım akşamı, günümüz teknolojisi sayesinde çok erken saatlerde seçim sonuçları belli olunca hepimiz, liderlerin nasıl bir açıklama yapacaklarını merak etmeye başladık. İlk açıklamayı HDP yaptı. Selahattin Demirtaş'la Figen Yüksekdağ'ın...

1 Kasım akşamı, günümüz teknolojisi sayesinde çok erken saatlerde seçim sonuçları belli olunca hepimiz, liderlerin nasıl bir açıklama yapacaklarını merak etmeye başladık.

İlk açıklamayı HDP yaptı.

Selahattin Demirtaş’la Figen Yüksekdağ’ın açıklamaları, devlet adamlığı ve sorumluluğu taşıyan bir siyasetçiden çok, herhangi bir illegal örgütün ya da legal bir dernek başkanının militanca yapabileceği bir açıklama şeklindeydi.

HDP’nin Ahmet Türk gibi siyasi deneyimi olan, siyasi sorumluluğunun bilincinde olan, olgun bir siyasetçiye ihtiyacı var.

Bu açıklamanın ciddiye alınacak bir yanı olmadığı gibi, seçim sonuçlarından ders çıkarma niyetlerinin de olmadığı ortada.

Demek ki bunların, Kürt halkı ve seçmenin talepleri ve mesajlarıyla da ilgileri yok.

Tamamen Kandil’e bağımlı durumdalar.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ise, HDP’liler kadar bile seçmene saygı gösteremeyip, halkın karşısına çıkmaktan bile imtina edip, yazılı bir metinle seçmene olmadık hakaretlerde bulunup, ülkenin felakete sürükleneceği kehanetinde bulunmakla yetinmesi düşündürücüydü.

Asıl düşündürücü olansa, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri öncesinde iktidara yürümekten söz eden Bahçeli'nin, 1 Kasım akşamı barajı aşmalarını başarı gibi göstermesiydi. Şahsen ben Bahçeli’nin sağlık sorunu olduğu kanısındayım.

Zira bir liderin bu denli yanlışlara peş peşe imza atması mümkün değil.

MHP bir an önce yeni bir yapılanmaya gitmek zorunda.

Benim MHP’de favori liderim Meral Akşener. CHP Lideri Kılıçdaroğlu en gerçekçi yaklaşım içinde bir açıklama yaptı.

Davutoğlu’na gelince, AK Parti’ye oy verenleri de, vermeyenleri de kucaklamaya çalışması, partililerini tevazuya çağırması, taşkınlıktan uzak durulmasını istemesi, seçimin kaybedeninin olmadığını, kazananın 75 milyon olduğunu söyleyerek yapıcı ve uzlaşmacı bir siyasetten yana olduğunu, AK Parti Genel Başkanı olduktan sonra sürekli seslendirdiği gibi bundan böyle de aynı şekilde davranacağını söylerken, çok olumlu bir tablo çizerken, Konya’da başlayan, Ankara’da da devam eden üslubu ve de diksiyonu çok şaşırtıcıydı, iş yeri açılışlarında, taziyelerdeki ve de benzer yerlerde din adamlarının etkinlik sonrasında ortaya koydukları dualarına benzer bir dini söyleme ağırlık vermesini abartıya vardırması ilginçti.

Bu abartısı Erdoğan’ı bile arattı!

Bir söyleşinde, materyalist felsefeyi ve de diyalektik materyalizmi bile derinliğine incelemiş, sonrasında iki düşünsel açılımdan birinin en uçlarında yer alabileceğini söyleyerek bugünkü çizgiye yani metafizik çizgideki dogmatizmin en derinliklerinde yer almış olmasına diyecek lafım olamaz da, Başbakanlık noktasına taşınmış bir devlet adamının, laik Türkiye kaygısı taşıyan milyonlara rağmen, dini ritüelleri bu denli öne çıkarmasını anlayışla karşıladığımı söyleyemeyeceğim.

Değerli okurlar, AK Parti’yi bütünüyle ya da farklı kimi yönleriyle eleştirebilir hatta tam karşıtı da olabilirsiniz.

Bir şeye karşı olurken, bu karşı olduğunuz şeyin yerine neyi nasıl koyacağınızı da çok iyi bilmeniz gerekir.

Olaya bu açıdan baktığımızda, AK Parti'nin yerine geçecek partilerin yani CHP ve MHP’nin konumuna bakmak gerekir.

CHP ve MHP’ye baktığımızda da, bu iki partinin seçmene güven vermediğini görüyoruz.

Burada MHP’nin iktidara yürüyebilecek bir performansı Devlet Bahçeli ile gösteremediğini ve gösteremeyeceğini düşündüğümüzde AK Parti’nin iktidar alternatifi olarak sadece CHP’nin kaldığını söylememiz mümkün.

AK Parti’nin kimi etkinliklerinde MHP ve Ülkücü kadroların seslendirdiği “Ya Allah Bismillah, Allah-u Ekber” sloganını kullanması bana çok anlamlı geliyor!

MHP Türk-İslam sentezine yönelince AK Parti de İslam’la birlikte ülkücü tabanı da bu sloganla yanına çekmeye çalışıyor.

Bunda da büyük ölçüde başarı sağladı.

Aslında milliyetçilik ile ümmetçilik iki karşıt ideolojidir. Bu iki anlayışın sentezi sözde seslendirilebilir ama özde bu iki görüşün ideolojik yapılanma olarak bütünleşmesi mümkün değildir.