Sayın Mehmet Haberal'ın Başkent Üniversitesi'ni kurma serüveni ile ilgili iddiaların bir kısmını dünkü yazımızda ele almıştık. Bugün, bu iddiaların devamını ibretle okumanızı tavsiye ediyorum: 'AKSKF'yi yöneten Avrupa...

Sayın Mehmet Haberal’ın Başkent Üniversitesi’ni kurma serüveni ile ilgili iddiaların bir kısmını dünkü yazımızda ele almıştık.
Bugün, bu iddiaların devamını ibretle okumanızı tavsiye ediyorum:
“AKSKF’yi yöneten Avrupa Birliği, 25 milyon dolarlık krediyi vermek için Türkiye Cumhuriyeti Hazine Müsteşarlığı’nın borca kefil olmasını istedi. Borca kefil olan Hazine Müsteşarlığı ise krediyi kullandırma görevini Halk Bankası’na verdi.
Dönemin Hazine Müsteşarı Ayfer Yılmaz 2 Mayıs 1995'te kredinin kullanılmasına ‘Uygundur’ imzası attı. Devlet kuruluşlarına bile o dönem yüzde 55 faizle borç veren Halk Bankası, Haberal’a yüzde 30 faiz oranıyla kredi sağladı. Aradaki yüzde 25'lik faiz oranı ise devletten çıktı.
Haberal’a kredi verirken faiz kıyağı yapan dönemin Halk Bankası yönetimi, yıllarca ödenmeyen borç için de hiçbir işlem yapmadı.
Mehmet Haberal, 1996 ve 1997'de kredinin anaparası bir yana faizini bile ödemeyince devreye garantör olarak Hazine Müsteşarlığı girdi ve borcu erteledi. Buna rağmen altı ayda bir ödenmesi gereken faiz ve anaparayı ödemeyen Haberal, 1998'den 2001 yılına kadar da kredi taksitlerini yatırmadı. Haberal’ın aynı şekilde kullandığı 36 milyon dolarlık başka bir kredinin taksitlerini 1998'den 2002'ye kadar ödemediği kayıtlara girdi. Birçok firmanın ödenmeyen kredileri için icra takibi başlatan banka, 5 yıl boyunca kredisinin faizlerini bile ödemeyen Başkent Üniversitesi ve Mehmet Haberal’a karşı yasal haklarını kullanmadı.
Haberal’a devleti zarara uğratma pahasına sağlanan kolaylık, 2002'de krizin ardından Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı olan Kemal Derviş’in Hazine Müsteşarlığı’na atadığı Faik Öztrak’ın devreye girmesiyle devam etti. Hazine garantisi ile kullandırılan ve 5 yılda geri ödenmeyen kredilerin maliyeti devlete yüklenince, 2002'de borç yeniden yapılandırıldı. Başkent Üniversitesi ile Hazine Müsteşarlığı arasında imzalanan protokol ile borcun ödenmesi 15 Mart 2002-15 Şubat 2011 tarihleri arasında 9 yıla yayıldı. Aylık 120 bin dolar taksitlere bölünen borcun daha önceki 10 yıllık faizinin faturası Hazine’ye kesildi.
Öztrak, Haberal’ın sadece 25 milyon dolarlık borcunun ödenmesinde kolaylık sağlamadı. Taksit ve faizleri ödenmeyen 36 milyon dolarlık krediyi de faizsiz ve cezasız bir şekilde protokole dahil etti. 2002'de Haberal’a sağlanan kıyak protokolün altında Dönemin Devlet Bakanı Kemal Derviş ve dönemin Hazine Müsteşarı, CHP Genel Başkanı Faik Öztrak’ın imzası bulunuyor. Öztrak, Ergenekon tutuklusu Haberal’ın CHP’den milletvekili adayı yapılmasında en çok ısrar eden isim olarak kamuoyuna yansımıştı. Hazine’yi zarara uğrattığı ileri sürülen iki isim şimdi CHP çatısı altında birlikte siyaset yapıyor. Dönemin bürokratları ise şu anda Haberal’ın sahibi kurumlarda görev alıyor.
Hazine Müsteşarlığı ve Halk Bankası’nı 25 milyon dolarlık krediye aracı yapan isimlerin ise Ergenekon tutuklusu Haberal’la çalışması dikkat çekti. 1995'te Hazine Müsteşarı olarak krediye ‘Uygundur’ imzası atan Ayfer Yılmaz, 2002 yılından bu yana Başkent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Genel Sekreterliği görevini yürütüyor.
Hazine’yi zarara uğratacak şekilde avantajlarla Başkent Üniversitesi’nin krediyi geri ödememesine ses çıkarmayan Ayfer Yılmaz’ın 2005'te de Haberal’ın imdadına yetiştiği ortaya çıktı.
2002'de borçlarını yeniden yapılandıran, ancak ödemeleri yapmayan Haberal, özel bir bankadan kredi kullanarak borcu kapattı. Bu bankanın yönetim kurulunda da eski Hazine Müsteşarı Ayfer Yılmaz’ın yer aldığı öğrenildi.
Başkent Üniversitesi’ne piyasanın çok altında düşük faizle kredi verilmesini onaylayan dönemin Halk Bankası Genel Müdürü H. Ufuk Söylemez’in de Ayfer Yılmaz gibi tercihlerde bulunması dikkat çekti. Ufuk Söylemez, Haberal’ın siyasi çalışmalarında yanında yer aldığı gibi, Başkent TV’de de ücret karşılığı program yapıyor.”
Değerli okurlar, tüm bunlar bir iddia.
Sonucun nasıl neticeleneceği belli olmasa bile, böylesine ağır yolsuzluk suçlamalarına muhatap olan birisini savunan bir liderin, muhaliflerini yolsuzlukla suçlamasının inandırıcılığı olabilir mi?