“Betonlaşarak, Betonlaştırarak Belediyecilik Yapılmaz” adlı yazıma destek iletisi kadar köstek iletisi de gelmiş.
Destek iletisini de, köstek iletisini de kimlerin, nasıl bir duyguyla gönderdikleri malum.
Destek iletisi sahiplerine teşekkür ederim.
Köstek iletisi sahiplerini de gerçekçi olmaya davet ederim.
Anılan yazımda açık seçik belirttim.
Anayasa’mızın ilgili hükümlerine göre; deniz kıyıları, doğal ve yapay göl kıyıları, nehir kıyıları KAMUNUN HÜKÜM ve TASARRUFU ALTINDADIR.
… …
Ama efendim işgal ettiğim kumsal alan beni tapulu mülküm.
!!??...
Değil efendim, değil.
KUMSAL ALAN ÜZERİNDE TAPU OLMAAAAZZZZZZ!...
Olan tapular cahiliye döneminde kesilen, günümüzde yok hükmünde olan tapulardır ve hiçbir geçerliliği yoktur.
Tüm kumsal alanlar, kamunun hüküm ve tasarrufu altındadır.
Daha önce yazdım.
Yine yazıyor, yine söylüyorum.
Kumsal alanlar sadece turizm açısından değil; yaşanan ve yaşanacak her türlü felaket durumunda da toplanma alanları olarak kullanabilecek alanlar olduğu için korunması gereken alanlardır.
Anayasamızın bu konudaki ilgili hükümleri, aslında, Belediyelerimiz için çok büyük destektir.
Yeter ki belediyeler; sınırları içindeki kumsal alanların değerini bilip, o kumsalları o doğrultuda kullanabilmeyi becerebilsin.
Becerebiliyorlar mı?
Beceriyorlar, beceriyorlar da olumlu yönde değil…
İşte Alanya’mızın sahilleri.
Maşallah Çin Seddi gibi oldu.
Denizi görebilene aşk olsun.
* * *
Asrın en büyük depremlerini yaşadık, yerbilimcilerimizin verdikleri bilgilere göre daha da yaşayacağız.
Bundan böyle her belediyeci önce yeşil alanı düşünmek, olanı korumak ve gözetmek durumda.
Önce yeşil alan.
Olabildiğince yeşil alan.
Artık belediyelerimizi, çağın ve bilimin ışığında yönetmek durumunda ve zorundayız.
Bu gerçekten hareketle kumsal alanlarımızı da korumak, kollamak ve kumsal alanlar üzerinde yapılaşmaya kesinlikle ve kesinlikle izin vermemek durumundayız.
Bir deprem ülkesi için kumsal alanlar (tabii korunabilirse) çok büyük şans.
Gerçek ve dürüst bir belediyeci bilir ki ya da bilmeli ki; kumsal alan üzerinde, cahiliye döneminde kesilen tapular, yok hükmündedir, hiçbir geçerliliği yoktur, olamaz.
Deniz kıyılarını, doğal ve yapay göl kıyılarını, nehir kıyılarını kamunun hüküm ve tasarrufu altına alan Anayasa’nın ilgili hükümleri Belediyelerimiz için büyük bir destektir.
Belediyelerimiz bu anayasal desteği iyi değerlendirmeli, iyi kullanmalıdır.
Gerçek belediyeci, betondan önce, yeşil alanı düşünmek zorunda olan belediyecidir.
Gerçek belediyeci, “Efendim, artan nüfus karşısında betonlaşma kaçınılmazdır…” diyemez.
Derse?
Derse, ortaya günümüzün beton kentleri çıkar.
Tüm beton kentlerin sorumlusu ve müsebbibi, o kenti yönettiğini sanan belediyeler yönetimidir.
Belediyecilik böyle bir şeydir işte.
Makarayı geri saramazsınız.
Heba ettiğin zamanı geri alamazsınız.
Betonlaştırdığınız alanı, yeşil alana dönüştüremezsiniz.
Neylerseniz, herkesin gözünün önünde eylersiniz.
Yaptığınızı gizleyemez, ben yapmadım diyemezsiniz.
Yaptığınızla ya da yap(a)madığınızla, göz önündesiniz.
İşte Eskişehir.
Yılmaz Büyükerşen gelene kadar, kentin içinden geçen Porsuk Nehrinin üzerinde insan dışkıları yüzer, leş gibi kokardı.
Ya şimdi?
Şimdi gondollar dolaşıyor, oltayla balık tutuluyor ve içinde yüzülüyor.
Demek ki?
Demek ki istenirse oluyor.
İstenirse yapılıyor, yapılabiliyor.
İstensin o zaman.
Biz de isteyelim o zaman.
Hep birlikte haykıralım o zaman.
“Kum üzerinde özel mülkiyet olmaz” diyelim.
“Kaldırın o Çin Setlerini” diyelim.
“Bu Çin Setlerini kim kaldırırsa, oyumuz O’na…” diyelim.
Alanya’yı sevmek böyle olur.
Alanya’ya sahip çıkmak böyle olur.