Biz millet olarak hamaseti çok seviyoruz. Kendimizle övünebileceğimiz bir şeyimiz olmadığı için, ya tarihimizle ya da tarihteki değerlerimizle övünerek tatmin oluyoruz. Halbuki, tarihte bir sürü olumsuzlukların içinden geçtik. Bir sürü...
Biz millet olarak hamaseti çok seviyoruz.
Kendimizle övünebileceğimiz bir şeyimiz olmadığı için, ya tarihimizle ya da tarihteki değerlerimizle övünerek tatmin oluyoruz.
Halbuki, tarihte bir sürü olumsuzlukların içinden geçtik.
Bir sürü başarısız devlet adamlarının rezillikleri ve de beceriksizliklerinden sonra bugünlere geldik.
Hiç bu rezillerden ve rezilliklerden söz edenimiz yok.
Kahramanlarımızı yere göğe sığdıramıyor, onları ulaşılmaz bir noktaya taşıyarak, bir nevi, onlarla kendimizi özdeştirerek, övünmenin en ilkel yoluna yönelmenin şark kurnazlığına yelken açıyoruz.
Yücelttiklerimizin en küçük bir kusurunun bile dinlendirilmesine tahammül edemiyoruz.
Dünün başarılarını ve de bu başarılara imza atmış kişileri tabulaştırıyor, sonra da kendi yarattığımız bu tabulara tapınarak, geleceğimize ışık tutmaya kalkıyoruz.
Vatan, millet, din, kitap sevgisi, soyut bir slogan olmaktan öteye gitmemeye hatta bu kavramlar kullanılarak, herkes birbirine şirin görünmenin uyanıklığı içinde, birbirini aldatmakla meşgul.
Riya, yalan dolan ve aldatma iki taraflı olduğuna göre, burada aldanan ya da aldatan söz konusu değil.
Bu bir nevi karşılıklı olarak oynanan tiyatrodan başka bir şey değil.
Bunun bir oyun olduğunu, oyuncular da, seyirciler de biliyor.
Bilmeyenler mi?
Onlar, tiyatroda ya da sinemada seyrettikleri oyundaki kötü adam ya da kadına saldıran saftiriklerden başkası değiller.
Geçen gün, güvenlik güçlerimizin uyuşturucu operasyonunda, namaz vakti olmamasına karşın, hem de balkonda namaz kılmaya, Kuran okumaya kalkan uyanıkların, namazı ve Kuran'ı kullanarak güvenlik güçlerinden kurtulmaya kalkmaları, toplum olarak ne kadar yozlaştığımızı, kokuşup bozulduğumuzu göstermeye yetiyor da artıyor bile!
Günümüzde, kimsenin kimseye güveninin kalmadığı bir süreçten geçiyoruz.
En yakınlarımıza bile bir güven zaafı içindeyiz.
Aksini söyleyebilecek kaç kişi var?
Böylesine güvensizliğin tavan yaptığı bir ortamda, siyasetçiye güvenmenin mantığı var mı?
Bence yok.
Öyleyse, bu parti fanatizmi nereden kaynaklanıyor?
Nasıl tarihimizle ya da tarihi değerlerimizle övünerek tatmin olmaya kalkıyorsak, bir partiye yamanarak, onun fanatik taraftarı olup, bir gruba mensup olmanın duygusuyla kendimizi tatmin etmeye çalışıyoruz.
Seçimler bitti.
Ak koyunla kara koyun iyice birbirine karıştı.
Herkes, geleceğe dönük ülkesinin değil, partisinin hesaplarını yapmakla meşgul.
Hesabını doğru yapamayan kasabın masatı gibi, bundan böyle seçmenin de doğru dürüst bir hesap yapabileceğini ya da yapmaya çalışacağını sanmıyorum.
Toplumun büyük bir çoğunluğu, ince bir hesabın içinde!