Ülkemizdeki araştırmalar her üç kişiden birinde obezite olduğunu göstermekte ve yine araştırmalara göre bu hızlı artışın birinci sorumlusunun 'İnsülin direnci” olduğu net olarak vurgulanmaktadır. İnsülin pankreas bezinde üretilen...
Ülkemizdeki araştırmalar her üç kişiden birinde obezite olduğunu göstermekte ve yine araştırmalara göre bu hızlı artışın birinci sorumlusunun “İnsülin direnci” olduğu net olarak vurgulanmaktadır.
İnsülin pankreas bezinde üretilen bir hormondur. Birinci görevi –özellikle yemeklerden sonra kanımızda fazlaca artan- kan şekerinin yakıt olarak kullanılmak üzere hücrelerimizin içine girmesini sağlamak, onu enerji kaynağı olarak kullandırmaktır. Herhangi bir öğündeki yakıtınızı aldıktan (yemeğinizi yedikten) hemen sonra deponuz dolar ve kanınızdaki şeker oranı hızla yükselir. Aynı anda pankreas beziniz sisteme bir miktar insülin gönderir. Artan kan şekeriniz bu insülinin yardımıyla enerjiye çevrilmek üzere hücrelere girer. Kan şekeriniz yakıt olarak kullanıldıkça yavaş yavaş düşer ve yeniden eski seviyelere (yani normale) iner. Yaklaşık 3-4 saat sonra kandaki yakıt seviyeniz (yani kan şekeriniz) iyice azalmış (90’ların altına inmiş), sisteminiz sizi yeniden yakıt almanız için –yani yeniden bir şeyler yemeniz için- uyarmaya başlamıştır. Sabah-öğlen-akşam en geç 4-5 saatlik aralıklarla yemek yememizin sebebi de budur.
Kan şekeriyle insülin hormonu arasındaki ilişki son derece dengelidir. Normalde tıpkı arabanızın deposu boşaldıkça yeniden doldurduğunuz gibi besinlerle aldığınız yakıtı insülinin yardımıyla şeker olarak hücrelerinizin içine sokarak enerji üretimi için kullandığınız sürece bu sistem tıkır tıkır işler. Neticede ihtiyacınız kadar yakıt alabilir, bu yakıtı enerjiye çevirebilir ve de o enerjiyi düzenli olarak yakarsanız eğer, ne kilo alır, ne de kilo verirsiniz. Neticede sağlıklı bir kilo aralığında kalmaya devam edersiniz.
Eğer vücudunuza ihtiyacınızdan fazla yemek ile doldurursanız, hele bir de kullandığınız yakıt yanlış bir yakıt olursa (unlu, nişastalı yakıtları –ekmeği, pirinci, makarnayı, şekeri, tatlıları- fazla yerseniz) ya da aldığınız yakıtı yakacak düzeyde fiziksel aktiviteler yapmazsanız (fiziksel aktivitenizi sınırlayıp tembellik yaparsanız) sistem problem çıkarmaya başlar. İnsülin-şeker dengeniz bozulur, kan şekeriniz yükselme ve düşmeler gösterir, pankreasınız sisteme aşırı insülin gönderir. Bunun anlamı kanınızda ihtiyacınızdan fazla insülinin dolaşması, yani “hiperinsülinemi” halinin oluşmasıdır. İnsülin direncinin başlangıç noktası da zaten budur, ister genetik faktörler, ister yanlış beslenme alışkanlıkları ve isterse hareketsizlik-tembellik olsun kanda aşırı miktarda insülin bulunmasıdır. İnsülin fazlalığı beraberinde önce kilo sorununu, yani göbeklenip obezite adayı olmayı, sonra da “hiperinsülinemik hastalıklar” olarak tanımlanan bir dizi sağlık sorununu, öncelikle de kilo sorununu getirecektir.
Özetle şeker insülin ilişkisinin bozulması, metabolik dengenin değişmesine, hücrede insüline karşı direnç gelişmesine sebep oluyor. Hücre duvarındaki insülin reseptörlerinde insüline karşı bir duyarsızlık hali gelişiyor ve kan şekeri insülin tarafından hücreye sokulamıyor, kanda şeker ve insülin birikimi başlıyor. Bu durumda insülin hormonunun “ikinci görevi” yani kanda biriken fazla şekeri yağ olarak depolama görevi devreye giriyor. Çünkü insülin sadece kandaki şekerin hücreye sokulması işi ile görevli değildir. Gerektiğinde kandaki fazla şekeri depolamak için trigliserid isimli yağa çevirebilmekte sonra da bu yağı yedek enerji olarak yağ dokusunda depolayabiliyor.