Biyolojik anlamda

Biyolojik anlamda "insan" her zaman kendi çıkarlarını diğer insanların çıkarlarından üstün tutmuştur. Hatta bunu kendi aile bireylerini hiçe sayacak kadar ileriye götürdüğü bilinmektedir. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus, insan türünün bir alt türü olan "erkek" cinsinin "çıkarlar" konusunda daha hassas olduğudur. "Dişi" türü ise "annelik içgüdüsü" ile aile bireylerinin çıkarlarını diğer insanların çıkarlarından üstün tutarak "çıkar" eylemini biraz daha genişletir.
Bu konuda bizlere en iyi örneği tarihte Kanuni ve Hürrem vermektedir. Dizi film olarak gösterilmesi bu anlamda çok iyi bir örnektir. Kanuni oğullarını katlederken her ne kadar, siyasi anlamda "devletin bekasından" bahsetse bile gerçek tamamen farklıdır. Kendi çıkarları, yani iktidarı için bu yolu seçtiği ortadadır. Yaşının 80'lere dayanmış olması bile akli selim düşünmesine yetmemiş, biyolojik anlamda bir insan gibi davranmıştır. Oysa aynı davranışı sergileyen, yani çıkar mücadelesi veren diğer biyolojik insan Hürrem, bunu kendi çıkarı için sergilemekle birlikte oğullarının yaşaması için yapmıştır. Fakat böyle bir aile ortamında yaşayan çocuklar için sağlıklı bir gelecek olmadığı gözler önüne serilmiştir. Osmanlının çöküşü de işte bu olaylar ile başlamıştır. Burada iki etken vardır. Birincisi; biyolojik insandan arınılmamış olması, ikincisi ise; bunun etkisiyle uygulanan kötü siyaset.
Bu nedenle; büyük psikologlar Freud ve Adler çocuğun küçük yaşta "toplumsallaşması" için anneye çok yük düştüğünü ısrarla tekrarlarlar. Yani biyolojik insandan "sosyolojik insana" geçişin anahtarının annede olduğu iddiasındadırlar. Filozofların çoğunluğunun görüşleri de bu yöndedir. Hatta büyük filozof Aristoteles "İyi toplumları ancak iyi insanlar oluşturur" diyerek iyi insan yetiştirmede annenin rolünü uzun uzadıya anlatmaktadır.
Avusturyalı ünlü psikolog Adler, eserlerinin çoğunda ve tedavilerde daima anne ve çocuk ilişkisini öne çıkarır. Ona göre insan sosyal bir yaratık olduğu için toplum içinde yaşaması doğası gereğidir. Fakat toplum içinde yaşaması tek başına sosyalleşmek için yeterli değildir. "Toplumsal uyumu" gerçekleştirmek zorundadır. Her bireyin toplumsal uyumu gerçekleştirmedeki en önemli öğretmeni ise annedir. Anne kendisi toplumsal uyumu özümsemiş ve bu yolda başarı göstermişse çocuğunu da bu yolda eğitecektir. Çocuğa önce diğer aile bireylerinden başlayarak toplum yaşamını öğretecektir. Yaşamın içerisinde kişisel başarı olmadığını, aslında hedeflenenin içinde yaşadığı toplumun başarısı olacağını ona anlatmanın yolunu bulacaktır. Fakat bundan daha önce içinde bulunulan toplum kadına değer vererek onun toplum içindeki rolünü küçümsemeyecektir. Kadın da aile içindeki rolünü benimseyecek, önem verecektir.
Adler der ki; "Kadının aile içinde oynadığı rolüne gereken önem verilmediği zaman evlilik yaşamında bir uyumdan söz açılamaz. Kadın çocuk yetiştirmeye değersiz bir uğraş gözüyle baktı mı, çocukları ileride kendilerini bekleyen yaşama olumlu bir hazırlıkla donatabilmek için gereken, alabildiğine büyük sabrı, özen ve titizliği, anlayış ve paylaşmayı göstermesi düşünülemez. Kadınlık rolünden hoşnut olmayan bir kadının yaşam amacı, kendisiyle çocukları arasında kusursuz bir ilişki kurup bu ilişkiyi sürdürmekten onu alıkoyar. Çünkü kendi amacı çocukların amacının gösterdiği doğrultuyu izlemez. Çokluk kendi kişisel üstünlüğünü kanıtlamakla uğraşır. Amacına ulaşmada da çocukları bir yük olarak, kendisini yolundan saptırmak isteyen bir engel olarak görür. Hayatta dikiş tutturamamış kişilerin yaşamını geriye doğru izledik mi, hemen hemen her zaman ödevlerini doğru dürüst yerine getirememiş bir anne ile karşılaşırız. Bu anne çocuğunu yaşama ilk çıkış için olumlu bir hazırlıkla donatamamıştır.
Böyle annelerin büyüttüğü çocuğun toplumlara faydalı olması da beklenemez. Çünkü, bazı istisnalar dışında kendi çıkarlarını toplumun çıkarlarının üzerinde tutan, biyolojik anlamda insanlar kazanmak için her yolun mübah olduğunu düşüncesinde olduğu için evrensel ilkeleri ve ahlaki davranışları hiçe sayacaktır. Toplumun her kesiminde bu tür biyolojik insana rastlamak her zaman mümkündür. Bu türlerin insan toplumları içinde açıkça görülemiyor olmasının tek sebebi ise hayvanlardan farklı olarak iki ayak üstünde yürümeleri ve kötü niyetle de olsa aklı kullanmalarıdır.
Vefat eden tüm annelere Allah'tan rahmet, sağ olanlara ise sıhhat ve huzur diliyorum. Sağlıcakla kalın.