Parlamento’da milletvekillerine çok iş düşüyor. Her nedense toplantı yeter sayısına ulaşılamıyor; ulaşıldığında da önergeler iktidar kanadı oylarıyla reddediliyor. Özel işlerinden millî meselelere galiba zamanları yetmiyor. Siyasetin en önemli vazifesi, ülke kalkınması için fikir ve düşünce üretmek, yasa çıkarmaktır. Bilgi olmadan fikir olmaz. Eski Türkiye’de köyler vardı. Köylü efendiydi. Yeni Türkiye’de büyükşehir geldi, il ve ilçe sınırlarından sorumlu tutuldu. İlçe belediyesinin de hizmet sınırı genişletildi, yetki ve gelir kaynaklarında önemli değişiklik görülmedi. Yetki ve hizmet paylaşımı iki başlı bir hâl yarattı.

Yetkilerin paylaşımıyla ulaşılan mesafede halkın kafası karıştı. Bir başkan varmış orada, ötede, ilerideki şehirde! İl ve ilçe aynı partiden seçilmemişse durum vahim. Kahveci; “bir orta, bir de şekerli” kahveyi ocağa sürerken, birini kömüre, diğerini küle dürteler; “iki deyyusu bir araya getiremedim!” diye mırıldanırmış. Vatandaş, sorunlarının her biri diğerine havale edilince, iki arada bir derede çaresizdir.

Modernizasyon gerekirdi. Köyler, il özel idaresi yetkisindeyken vilayet makamı hizmetleri, köy muhtarlarının denetiminde vatandaşın elinden tutabiliyordu. Şehre göçme imkânı olmayan, apartman dairesi alamayan, site kavramını tanımayan vatandaş; tarlasının bir başında küme kurup yuvasını düzüp, kızını çıkarıp, oğluna gelin alabiliyordu. Et, süt, ahır sahibi, tarla işleticisi, çeşme, dere, su tedarikçisi; giyecek kuşanacak şeyleri de üretiminden satıp ihtiyacını giderebiliyordu. Parası pulu belki yoktu ama gönlü tok, kalbi temiz, ruhu hür ve özgürdü. Caz bilmez, türkü severdi. Fakirdi; ekmeği yeni, ayranı içilirdi.

Köyler mahalle oldu, imar planı uygulaması zorunlu hâle getirildi. Kümes yapmak yasaklandı. Yıllardır kullanılan hazine arazilerine el konuldu. Kullanana tahsis edilmedi; bir kısmı satıldı. Vasfını kaybetse de boş araziler, ekilir zeytinlikler orman addedildi. Davardan ürküldü, koyundan korkuldu, sığırdan kaçıldı; doğal hayat sınırlandı. Av yasağı, mahalleleri yaban domuzlarına peşkeş çekti. Ekileni söktü, dikileni yıktı. Çare sizsiniz!..

Köylü şehre göçe zorlandı. Siyaset felsefesi, köye ve mahalleye “imar planı zorunlu” derken, yerleşim alanları mevzuatını hiç düşünmedi. Coğrafi konum ve demografik planlamaya uygun merkezi yerleşim imarı tasarlanmadı. Su, elektrik, iletişim, kanalizasyon, okul, sağlık kuruluşu, ibadethane, ticaret merkezi ve en önemlisi konut ihtiyacı için arsa üretimi tasarlanmadı. Garip gurabanın hakkı korunmadı. Kırsaldan kente göç önlenmelidir.

Şehirler dışarıdan göç alıyordu. Yapılmayanlardan dolayı taşrasından da göç alır oldu. Yerinde yerleşim teşvik edilmedi. Tarım ve hayvancılık yara aldı, üretim durdu. Kentlerde ise yaşam zorlaştı. Trafik, hava kirliliği, kira ve ticaret hayatı zorlaştı. Kırsal yaşam şehirde, ekonomi ise genel olarak yara aldı. Parlamento’da kapsamlı bir kalkınma modeli geliştirilemedi.

Meclis ne ile uğraştı? İYİ Parti Antalya Milletvekili Sn. Uğur Poyraz’dan şu itiraf geldi: “Üç yıldır milletvekiliyim. Bu Parlamento’da üç yıldır; suç işleyene infaz indirimi, teröriste af… Hep bunları konuşuyoruz. Vergisini ödeyen, kanunlara uyan vatandaşa ilişkin benim şahit olduğum bir yasama faaliyeti maalesef yok.” Plansızlıktan şehirler obez, kırsallar kısırdır. Köyü, kırsalı kalkınmayan kentlerin betonlarının ihtişamı kalkınmışlığı göstermez. Tarım kentleri, köykent gibi projeler güncel siyasetin hafızasından silinmiştir.