Yakın çevrem bilir; sık sık yazar, sık sık dillendiririm;

Olmadık zamanlarda, olmadık bir biçimde, bölge bölge  Alanya’ya giren “rant denilen illet”, Alanya yaşayanlarına ve Alanya ekonomisine elbet çok şey verdi, çok şey kattı.

Ama verdiğinden çok daha fazlasını da alıp götürdü Alanya’dan ve Alanyalıdan…

Örneğin, Alanya’ya özgü pek çok güzel hasletleri alıp götürdü sessiz sedasız…

Alanya’nın saflığını, temizliğini, masumiyetini yok etti örneğin.

Örneğin ağaçlarını, ormanlarını, yeşil alanlarını talan etti.

Portakal çiçeği kokusunu yok etti örneğin.

Yeşilini, mavisini alıp götürdü.

Sessizliğini, sakinliğini, dinginliğini, huzurunu bozdu örneğin.

Alanya’ya özgü saf ve temiz insani ilişkilerini bozdu örneğin.

Ve dahası, insanlarının huyunu, suyunu değiştirdi.

O insanın içini ısıtan güzel ve sıcak insani ilişkiler; içten gelen arayıp, sormalar kalmadı artık.

Tüm ilişkilere yapay ve yapmacık davranışlar egemen oldu.

Maddiyat ve rant her türlü ilişkinin önüne geçti.

Eski arkadaşlıklar, dostluklar, içtenlikler yok oldu.

Her şey, her tür ilişki, maddiyat oldu, maddiyatla değerlendirilir oldu.

Alanya’nın dört bir yanını, bildik bilmedik, gizli ve de açık tefeciler sardı…

Bitmez, tükenmez denilen servetler; bitip, tükendi; bitmez tükenmez denilen arsalar, taşınmazlar el değiştirdi.

Çünkü Alanya ve Alanyalı, hazırlıksız yakalandı bu duruma.

Göç üzerine göç aldı Alanya.

Kentin nüfus yapısı değişti, kent, her konuda obezleştikçe obezleşti; şiştikçe, şişti.

Hızlı, plansız, programsız yapılaşma başladı.

Bu hızlı yapılaşma, çarpık yapılaştırmayı beraberinde getirdi.

Çarpıla, çarpıla, obezleşe obezleşe büyür oldu.

Bu arada denetimsiz kalan gençlerimizin bir bölümü sakıncalı ve zararlı maddelerin esiri oldu.

… …

Şöyle bir evraklarımı karıştırdım da ben de şaştım; öyle bir çabuk geçiyor ki zaman…

45 yıl olmuş Alanya’ya geleli.

Bu 45 yıl içinde neler görüp, neler yaşadım, kimleri kimleri tanıdım.

Öyle kişiler tanıdım ki; tanıştığıma tanıdığıma pişman oldum.

Ama aynı zamanda adamlık timsali, vefa timsali öyle kişiler tanıdım ki, o kişiler nedeniyle de bu kente bağlandım, kopamadım.

O kişilerden biridir Mehmet Hacıkadiroğlu.

45 yıldır tanırım onu.

Bu süre içinde arkadaşım, sırdaşım, dert ortağım oldu Mehmet.

Hiç kırmadık birbirimizi.

Yeri geldi “kardeşim” dedim ona, yeri geldi “oğlum” dedim, yeri geldi “güzel yüreklim” dedim.


*    *    *

Uzunca sayılabilecek bu girişi, sözü, bu özel ve güzel bir insana getirmek için yaptım.

45 yıldır, kardeşim bildim onu, oğlum bildim.

Ben ona “Güzel Yürek” dedim, o bana “baba yarısı” dedi, öyle seslendi.

O bu süreç içinde varlığı da gördü, yokluğu da…

Zirveye de ulaştı, dibe de vurdu...

Bu süre içinde herkes değişti ama O hiç değişmedi.

Adamdı, adam olarak kaldı.

Hiç bozmadı adamlığını.

Dün ne ise, bugün de o olarak kaldı.

… …

Tabii ben huyundan, suyundan, adamlığından söz ettim.

Yoksa biyolojik yapısı da fiziksel yapısı da değişti elbette.

Onun ifadesiyle söylüyorum; Tanrı kimseye vermesin, kimseye yaşatmasın onun yaşadıklarını.

Korkunç ağrılar veren; insanı, yaşamından bezdiren fiziksel rahatsızlıkları ve acıları var.

Yıllardır hem fiziksel ağrılarıyla hem de (biraz da kendi hatalarından kaynaklanan) ruhsal ağrılarıyla boğuşuyor.

Olup olabilecek, gelip gelebilecek tüm acılar, tüm sorunlar üst üste yakaladı onu ama yıkamadı, deviremedi.

O, hâlâ adam.

Hatta adam ötesi, adam.

Hâlâ seviyor ve hâlâ seviliyor.

Yemiyor, içmiyor ama yardım ediyor.

Hâlâ Alanya dışına taşmış çok geniş çevresi var.

Antalya ve ilçelerinden başlayıp, Konya ve ilçelerine dek uzanan bir çevreye sahip.

Aranıyor ve soruluyor.

Umutları var, düşleri var, beklentileri, özlemleri var…

Hâlâ sevdiklerini düşünüyor; hâlâ onlarla düşüyor, onlarla kalkıyor.

Soruyor, soruşturuyor, arıyor, arka çıkıyor.

Onların hayalleriyle mutlu oluyor, onların mutluluklarıyla avunuyor.

Ve hâlâ “Alanya’m” diyor, “Ülkem” diyor, “Bayrağım” diyor.

Vefa sözcüğünün, ete kemiğe bürünmüş bir şekli o.

Neylerse güzel eyler Güzel Yürek’lim…

Pazartesi günü yine kendisine yakışan bir edimde bulunmuş.

Alanya’nın tüm yerel gazetelerine “ TÜRKİYE CUMHURİYETİ 100 YAŞINDA” duyurusu vermiş.

Verdiği duyuruyu, gururla, övünçle okudum.

Ve çok mutlu oldum.

Sağ ol Mehmedim.

Sağ ol Güzel Yüreklim.

Sana yakışanı yapmışsın.

İyi ki tanımışım seni.

Canımsın ve gururumsun.